Current assessment on mail art and its developmental stages
Yildiz Social Sciences Institute Journal 2021, Vol. 5, Issue 2, pp. 94-103; doi.org/10.14744/ysbed.2021.00008
Abstract
Keywords: Fine arts; plastic arts; paintings; fluxus; mail art.
Başlangiç Evreleri̇
Posta Sanatını ele almadan evvel yazılı iletişime değinmek gerekir. Tarihsel süreçte buna işaret eden buyruklar ve mektuplar; hayvan derileri, papirüsler ve ahşap tabletler gibi nesnelere işlenerek gönderilmiştir. Bu nesneler günümüz teknolojilerinin, bilhassa da internetin olmadığı vakitlerde kişisel ve ticari ilişkilerde koordinasyon misyonu üstlenmiştir. Yine okunup yazılmaları belirli bir istihdam Dönemin bağımsız sanatçılarının eserlerinin yer aldığı sergi.
sağlamıştır. Nitekim okuryazarlığın asgari düzeyde olduğu eski toplumlarda okuma ve yazma işini yapan bireylere bir ücret ödenmiştir (Sjmuseum, 2019). Geriye dönük detaylı bir inceleme için Sümerlere bakmak gerekir. İlk işlenmiş nesneler Sümerlerde karşımıza çıkmaktadır. Özaktürk’e göre; “Elimize geçen en eski mektuplardan biri Sümer dilinde çivi yazısıyla yazılmış bir kil tablettir ve yaklaşık İ.Ö. 21002016 arasında bir zamana tarihlendirilmektedir” (Özaktürk, 2000). Türevi tabletler ile kendini gösteren işlenmiş nesneler hem bireysel hem de kolektif iletişim için uzunca bir müddet kullanışlılık arz etmiştir. Yüzyıllar sonra kâğıdın gelişmesi ile işlenmiş nesnelerin en pratik örnekleri olan mektuplar yaygınlık kazanmıştır. Misal Ortaçağda yazılı iletişim konusunda bilhassa mektuplardan yararlanılmıştır. Haber mahiyetli umumi mektupların belirmesi ise uygulamaları kitlesel bir boyuta eriştirmiştir. Bunu sağlayan pek tabii olarak matbaanın keşfi (1440) olmuştur. Matbaa teknolojisi sayesinde mektup geniş kitlelere yayılmış; savaşların, ticaretin, din ve sanat hareketlerinin icrasında rol oynamıştır 17. Yüzyılda mektuplaşmanın popülerliği edebi literatüre mektup romanı türünü kazandırmıştır. Bu eksende “Bir Soylu ile Kız Kardeşi Arasındaki Aşk Mektupları” adlı eser ilk mektup romanı olma özelliğindedir (Kegan, 1989). Aynı vakitlerde tanınmış, bilindik bireylerin özel mektuplarının yayımlanması mektuplara gösterilen ilgiyi biraz daha arttırmıştır. Çünkü öznel beyanların takdimi kolaylaşmış, referans içerikli ifadeler birinci ağızdan belgelere dayandırılabilmiştir. Ne var ki mektuplar için işler her zaman iyi gitmemiştir. Örneğin yine 17. Yüzyılın sonlarına doğru savaşların ve yokluğun getirdiği sorunlar ile mektup yazdırmak, iletmek ve okutmak oldukça zahmetli bir hal almıştır. Aynı şekilde 18. Yüzyılda da malzemelerin bulunamaması ve pahalılık nedeniyle benzer bir durum baş göstermiştir (Sjmuseum, 2019). 19. Yüzyıla gelindiğinde ise mektup gönderiminde posta pulu ve mektup zarfı kullanılmaya başlanmıştır. Bu durum posta hizmetlerinin düzenli hale gelmesini sağlamıştır. Örnekler çoğaltılabilir. Ancak bizi ilgilendiren mektuplar ve bunlara özgü posta ağlarının sanatçıların dikkatini çekip bir sanat hareketinin parçası olmasıdır. Daha çok 20. Yüzyılın ikinci yarısı ile tarihlendirilen Posta Sanatı ilkin iletişim biçimlerini gözlemleyen, ardından da süregelen sanat estetiğine alternatiflik teşkil eden bir akımdır. Öncesindeki benzer girişimlere bakıldığında Walter C. Arensberg ismi öne çıkmaktadır. W. C. Arensberg 1916 yılında Salon Des Independents’ın1 hazırlıkları üzerine çalışan Dadacılar için bir buluşma yeri ayarlamıştır (Szombathy, 1981). Bu sanatçılar arasında M. Duchamp, Picabia ve Man Ray gibi isimler bulunmaktadır. Devam eden süreçte M. Dushamp, aynı bina içinde yaşayan W. C. Arensberg’e birbirine bantlanmış dört kartpostal göndermiştir (Szombathy, 1981). Bu kartpostallara buluşmanın bir sonraki yerini, tarihini ve
Yıldız Sos Bil Ens Der, Cilt. 5, Sayı. 2, pp. 94–103, December, 2021
kendince tasarladığı sembollerden oluşan eskizlerini işlemiştir. M. Dushamp 1921 yılında aynı yöntem ile Romanya kökenli sanatçı T. Tzara’ya, Paris’te düzenlenecek olan Dada sergisine katılmak istemediği bilgisini iletmiştir (Artun, 2021). Tabi o vakitlerde posta yoluyla “görsel destekli” mesajlar gönderen tek kişi M. Duschamp değildir. Alman sanatçı John Heartfield de kartpostallar üzerine savaş cephelerinden montajlar işleyerek bir haber dizisi oluşturmuştur (John Heartfield, 2021). Bu kolaj derlemelerinde (savaş alanında bulunan yayınları ve gazetelerden haber kesitleri içeren metinleri birbirleri ile karşıt biçimde eşleştirerek) bir mono-polemik yaratmıştır. Böylece (oluşturduğu kartpostalları kendi evine göndererek) posta vasıtası ile “görsel destekli” mesajlar ileten isimler arasına girmiştir (Pall, 1997).2 1950’li yılların sonlarına gelindiğinde Batı’da Posta Sanatı birden fazla çıkış noktası üzerinden şekillenmeye başlamıştır. Giriş başlığı altında bahsini geçirdiğimiz Fluxus ortaya çıkmış ve sanat tanımlarını irdeleyerek uygulamalara esneklik kazandırma çabası içine girilmiştir (Wainwright, 2021). Akabinde Roy Johnson ve arkadaşları Kuzey Amerika merkezli New York Yazışma Okulu’nda (sanatı merkezde tutacak biçimde) posta ağı çalışmaları yapmıştır.3 Benzer şekilde Yeni Gerçekçilik sanatçıları da Posta Sanatını destekleyen bir çizgiye eğilim göstererek türevi yapıtlar üretmiştir. Fluxus ile başlarsak bu akım kendini 1960’lı yılların sonlarına doğru belli etmiştir. Canlı, tespiti (algılanması) zor ve beklenmedik girişimler içeren icra dizileri barındıran bir akımdır. (Sonraki paragraflarda ele alacağımız New York Yazışma Okulu’ndaki gruplar Fluxus etkinliklerinde aktif rol üstlenmiştir. Hatta bu etkinliklerde R. Johnson’a bile rastlamak mümkündür). Hareket çerçevesinde; konser turları, kapsamlı gösteriler, büyük çaplı festivaller vb. birçok faaliyet organize edilmiştir (Smith, 1998). Fluxus sanatçıları başlarda yalnızca kendileri için eser üretmekten büyük zevk almıştır. Çünkü katılımcılara göre ticari kaygı gütmeyen bağımsız bir esere vücut vermek müzedeki yapıtlar karşısında bir paradoks oluşturmaktadır. Bu duruş Fluxus sanatçılarının girişimlerini zamanla belirli bir görünürlük düzeyine eriştirmiştir. Hatta yapıtları söz konusu paradoksa göndermeler barındırsa da prestijli sanat kurumlarının ilgisini çekmiştir. Misal Ken Friedman kendisi için ürettiği Fluxpost hatıratları ile dönemin bilindik sanat galerilerinden pek çok davet almıştır (Frank, 1981). Bu ve benzeri olay örgüleri Posta Sanatı katılımcılarına cesaret vermiştir. Posta Sanatçısı R. Johnson 1927 yılında Michigan’da (Birleşik Devletler) doğmuştur. 1948 yılına kadar sırası ile Detroit Sanat Enstitüsü ve Chicago Sanat Enstitüsü’ne bağ-
lı Saugatuck ve Ox-Bow okulunda eğitim almıştır. 1949’da New York’a taşınmıştır (Phillpot, 1995). Bu yer değişikliğine müteakip Elvis Presley ve James Dean gibi sinema yıldızlarının portrelerini gazete kupürleri ile birleştirmiş ve Moticos adını verdiği küçük kolajlar üretmiştir.4 R. Johnson için sanatının çıkış noktası mektubun taşıdığı iletilebilme kabiliyetine haiz bir sanat eseri olma potansiyelidir. Sanatçıların sanatsal mektuplar üzerinden etkileşime geçmesi için çalışmalar yapmıştır. Her posta gönderisinde arkadaşlarından teslim aldıkları mektup üzerine eklemeler yapmalarını ve güncelledikleri mektubu yine aynı adrese geri postalamalarını rica etmiştir. R. Johnson’ın sergilediği bu tutum Posta Sanatı etkinliklerinin temel politikasıdır. Bu politikanın bir öğreti gibi tatbik edildiği platform ise New York Yazışma Okulu’dur. Posta Sanatının çıkış noktalarından biri olarak ele aldığımız New York Yazışma Okulu başlangıçta R. Johnson’ın kendi arkadaş çevresi ve yakın gördüğü gruplar için kurduğu kurumsal görünümlü bir topluluktur. R. Johnson okulda hem müdür hem de öğretmen olarak görev yapmıştır (Plunkett, 1977). Derslerde öğrenciler nezdinde doğrudan iletişime/etkileşime dayalı bir eğitim anlayışı benimsenmiştir. En başta bireysel keşfe dayalı tutumlar desteklenmiştir. Mevzubahis serbestlikten cesaret alan öğrenciler klasik mektup malzemeleri kadar postalanması zor nesnelere de yönelerek bunları birbirlerine gönderme çabası içine girmiştir (Bkz. Sandalyeler).5 New York Yazışma Okulu faaliyetlerini sürdürürken Posta Sanatı diğer Batılı sanatçıların girişimleri ile bir destek daha bulmuştur. Bunu ifade etmek için 1950’lere geri dönmek gerekir. O tarihlerin başındaki Avrupalı sanatçıların temel prensibi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki gerçek dünya unsurlarından yola çıkarak malzeme farklılıklarını göz önünde bulunduran bir vizyon ortaya koymaktır. Bu vizyonu benimsemiş olanlar arasında; Francois Dufrene, Yves Klein, Piero Manzoni, Daniel Spoerri ve Raymond Hains gibi sanatçılar yer almaktadır (Robinson, 2010). Saydıklarımızın her biri Avrupa kıtasının yakın vakitte geçirdiği yıkımdan sonra eserlerini kendi yaşanmışlıkları ile destekleyerek özgünlüğün sınırlarını zorlama çabası içine girmiştir. Devamındaki gelişmeler 1960’ların başına doğru Pop Sanatı referans alan bir yaklaşım ile vücut bulmuştur. Bu vakitlerden sonraki üretimlerin Posta Sanatı ile örtüşen kısımlarına bakarsak sanatçılar eserlerini kimi zaman pullar veya damgalar (mühürler) ile kişiselleştirmiştir. Hatta eserler direkt olarak bu eylemler (pul yapıştırma ve damgalama) ile anılmaya başlamıştır. Üst paragraflarda yer verdiklerimizden anlaşılacağı üze-
Belirtmek gerekir ki gönderdiği kartpostallar konuları ve içerikleri sebebi ile politik fotomontajların başlangıcını da işaret etmektedir. Sanatçının gönderdiği eserler ile birlikte “dağıtım” fikri gelişmiştir. Bu fikir New York Yazışma Okulu olarak faaliyete geçmiştir (Pall, 1997). 4 Moticoslar bazı sanat tarihçiler tarafından Pop Art’a giden yolun başlangıcı olarak kabul edilmektedir (Pall, 1997). 5 Albright kurumda verilen eğitimi şu şekilde özetlemiştir; “Johnson’dan posta alan ve sırayla ona posta gönderen sanatçılar; eleştirmenler ve sinema oyuncuları gibi yüzlerce insanı kendine çekmiştir. Okul ise bize ilginç olanın çeşitli unsurlarının yanı sıra talimatlar, keşif, saçmalık ve mantık hakkında bilgi vermiştir. Bazen de sadece kendi varlığı ve kurucusu hakkında dersler işlenmiştir (Thomas, 1972). 2 3
Yıldız Sos Bil Ens Der, Cilt. 5, Sayı. 2, pp. 94–103, December, 2021
re 20. Yüzyılın ikinci yarısı ile birlikte pullar ve damgalar sanat tarihindeki yerlerini almıştır. Bu doğrultuda 1960’ların sonlarında “ileti” eylemi iyiden iyiye görünür vaziyete bürünmüştür. Sergilere bakarsak temalar uzun metinler yerine kısa ve öz biçimde beyan edilmiş, duyuruları mümkün mertebe serbest ve bağımsız şekilde yapılmıştır. Vakit ilerledikçe (Fluxus etkinliklerinin de tesiri ile) Posta Sanatı eserlerinin kolektif ve uçsuz bucaksız görünümler ile sergilenmesi bir genel geçerlik kazanmıştır.6
Uygulamalarina Yöneli̇k BİR İnceleme
Posta Sanatı kendi başına hareket eden bir sanatsal ifade izlenimi verse de esasen Fluxus altında vuku bulan kolektif bir girişim dizisidir. Bu açıdan kapsamlı bir inceleme için Fluxusu etüt etmek gerekir. Fluxus dâhilinde deney ve araştırma süreçlerine bir bağlılık mevcuttur. Sanatçılar etüt edecekleri konulara “neden?” sorusunu yöneltmemektedir. Gündemleri daha çok “neden olmasın?” veya “alternatif yöntemler neler olabilir?” gibi sorulardır. Birçok önemli Fluxus sanatçısı geleneksel sanat anlayışından uzak bir arka plana sahiptir. Örneğin harekete Dick Higgins müzik ve matbaadan, Daniel Spoerri baleden, Nam June Paik müzikten, Robert Filliou ekonomiden, George Brecht doğa ve biyolojik bilimlerinden dahil olmuştur (Sağlan, 2014). Bu sanatçılar plastik sanatlar odağında geleneksel öğretilere dayalı bir altyapıları bulunmamasına karşın kolektif işbirliğinin etkisi ile sanatın nereye varabileceğine dair ses getiren eylemler gerçekleştirmiştir. Nitekim onlar için bu durum iletişim olgusunun sağladığı olanaklara ve iletişim teknolojilerinin gelişimine işaret etmektedir. Vizyoner girişimler adına N. J. Paik’in televizyonu merkeze alan çalışmaları örnek gösterilebilir. 1950’lerin sonlarında ve 1960’ların başında birçok televizyon çalışması yapan N. J. Paik, yapıtlarını Fluxus topluluğunun laboratuvarlarında etüt etmiş ve oradaki sanatçılar ile pek çok fikir alışverişinde bulunmuştur (Görenek Beyaz, 2016). Fluxus sanatçıları sonraki yıllarda Posta Sanatını benzersiz potansiyeller sunan ancak icraat safhalarında birçok zorlukla karşılaşılan bir alternatif sanat mecrası olarak görmüştür. Posta aracılığı ile sanatın iletişim gibi temel sorunlarını gözlemlediklerini ve bu sayede medyayı keşfettiklerini dile getirmişlerdir. Medya ile devam edersek ilk büyük adım yine D. Higgins tarafından atılmıştır. D. Higgins’in kurduğu Something Else Press (Başka Bir Şey Basın) adlı ajans; deneysel içerikli kültür-sanat çalışmalarını ve yeni kitapları tanıtmayı hedefleyen bir yayınevi maiyetindedir (Primary Information, 2021). (D. Higgins, “intermedya” terimini gündeme getirmesi ile de ünlenmiştir). Kendisi burada ürettiği bültenleri Posta Sanatı adına önemli bir parça olarak görmese de bunlar Posta
Sanatı adına dikkat çekici girişimlerdir. Evvela projesi ile ilk kez bir sanatçı (bilinçli biçimde) postaları sanat temasına indirgeyerek periyodik bir kamusal iletişim aracı olarak kullanmıştır. Fluxus’un Posta Sanatına sağladığı bir diğer katkı üyelik esaslı kitlesel duruşun önünü açmak olmuştur. Nitekim 1950’ler sonrasındaki sanat mecraları yerel ve küçük topluluklar olarak görülmekteydi ve bu toplulukların birbirleri ile iletişim kurup etkileşime geçmesi zahmetli ve vakit alan bir işti. Bu bağlamda George Maciunas’ın belirli zaman dilimlerinde Fluxus üyelik ve posta listelerini yayınlaması bir dönüm noktası olmuştu (İlgili durum bugünkü etkinliklerde kullanılan geniş isim listeleri ile de örtüşmektedir). G. Maciunas’ın bu hamlesi üzerinden sanatçılar birbirlerine kolaylıkla mektup gönderebilmiş, böylece sanatsal katılıma açık, şeffaf ve bir o kadar da matbu bir “işbirliği” ağı oluşmuştur. Yine 1966’dan itibaren her yıl posta sanatçılarının listeleri yayınlanmıştır. 1972 yılına gelindiğinde bu sayı 1400 sanatçıyı aşmıştır (Friedman, 1995). Listelerin belirli bir genişliğe erişmesi sanat dünyası üzerinde beklenmedik bir etki uyandırmıştır. İletişim kurma isteği duyan önemli sayıda sanatçının varlığı bir araya gelmenin, üretmenin ve sergilemenin alternatif bir yolunu gözler önüne sermiştir. O vakitlerden sonra Posta Sanatçıları deneysel eserler üretmek, üretimlerini diğer sanatçıların desteği ile yeniden şekillendirmek ve bağımsız bir çatı altında sergilemek için posta ağlarını kullanmaktan çekinmemiştir. Devamında Posta Sanatını kamusal bir erişim alanına dönüştüren bir sergi furyası başlamıştır. İlk sergi projesi Whitney Müzesi’nde R. Johnson ve New York Yazışma Okulu’ndan sanatçıların davet edildiği Paris Bienali’dir (Phillpot, 1995). Marcia Tucker tarafından düzenlenen bienalin küratörlüğünü Jean-Marc yapmıştır. Sergiye tam tespiti güç olsa da 116 kişinin davet edildiği belirtilmektedir (Phillpot, 1995). Serginin öncekilerden farkı, gönderilen eserlerin sergileneceğine ve sergiye dair bir katalog çalışması yapılacağına yönelik bir bilginin paylaşılmamış olmasıdır. R. Johnson’ın isteği üzerine gönderilen eserler tamamı müzede sergilenmiştir. Akabinde peşi sıra düzenlenen etkinliklerde içeriğe ve kullanılan tekniklere müdahil olunmamış ve sanatçılar özgür bırakılmıştır.7 Böylelikle Posta Sanatı herhangi bir sanat biçiminde olduğu gibi dünya çapında on binlerce kişi tarafından tarih, söylem ve belirli bir topluluk tarafından benimsenmiş olan sanatsal bir ifade biçimine dönüşmüştür. Tabi üstte belirttiğimiz gelişmeler belirli olumsuzlukları da beraberinde getirmiştir. Misal 1960’ların sonu ve 1970’li yılların başlarında posta ile eser gönderen bazı sanatçılar 1975 yılında hareketten çekilmeye başlamıştır. Bunda hiç şüphesiz dönemin editör ve eleştirmenlerinin bir payı mevcuttur. Zira 1970’lerdeki sergiler ile birlikte Posta Sanatı süreli yayınlarda tartışılmaya başlamıştır. Harekete önemli eleştiriler getiren bir dergi olarak FILE ortaya çıkmıştır
Sadece R. Johnson 1968 ve 1983 yılları arasında elliye yakın sergi düzenlemiştir. Phillpot’a göre; “Bir posta sanatı sergisinde bitmiş sanat eserleri aramak ve yaratıcı sanat eserleri aramak sanat ağının kurallarına aykırı ve uygunsuzdur” (Phillpot, 1995). 6 7
Yıldız Sos Bil Ens Der, Cilt. 5, Sayı. 2, pp. 94–103, December, 2021
(Banana, 1995). Bir başka süreli yayın olan VILE dergisi de FILE dergisinin Posta Sanatı hakkındaki negatif yorumlarını referans almıştır. 1973 tarihinde Robert Cumming ve Lion Hudson adlı eleştirmenler Posta Sanatının sanat mecralarını olumsuz yönde etkileyen bir anlayışa sahip olduğunu ve derhal ortadan kaldırılması/reddedilmesi gerektiğini beyan etmiştir (Banana, 1995). Yine bazı sanatçılar isimlerini, adreslerini ve gönderi beklentilerini ilettikten sonra teslim aldıkları mektup yapıtların estetiğini beğenmemiştir. Bu bağlamda gelen eserleri önemsiz posta veya hızlı kopya olarak nitelendirip etiketlemeye başlamışlardır. Bu bilgilerin ardından Fluxus ve Posta Sanatının vazgeçilmezi olan pullara da değinmek gerekir. Filateli tanımına göre posta pulları, baskı boyutları, adlar, yapıştırıcılar, delikler, mürekkepler, renkler, kağıtlar, filigranlar ve basılı görüntülere sahip küçük, kodlanmış ve işlevsel nesnelerdir (Frank, 1981). Bunların idaresi ve takdimindeki tek yetkili posta teşkilatlarıdır. Bazı sanatçılar tarafından tasarlanıp kullanılan pullar olsa da bunlar yalnızca sanatsal maiyet taşımaktadır. Bir Kanadalı posta sanatçısı ve filatelist olan Thomas Michael Bidner önemli bir kaynak olan Standard Artistamp Catalogue (Pul Kataloğu) üzerinde çalışırken Posta Sanatı ve filateli dünyasına dahil olmuştur. Kataloğunun amacı posta sanatçıları ve filatelistleri birbirine yakınlaştırmaktır. T. M. Bidner, 1982 ve 1984 yılları arasında sanatçıları ve galerileri pul üzerine tasarımlar yapıp göndermeye davet etmiştir. Bu çağrıya 30 dan fazla ülkeden olumlu dönüş almıştır (Held, 1995). T. M. Bidner’ın kataloğunda, sanatçıların damga üretimleri “sanatçı damgaları” başlığı altında gruplanmıştır (Watts, 2010).8 T. M. Bidner’ın gruplaması ve terminolojisi bugün dahi aynı şekilde kullanılmaktadır. Hatta T. M. Bidner sanatçı pullarının isim babası olarak gösterilmektedir (Bkz. Artistamp). T. M. Bidner bu ve benzeri projelerine daha fazla zaman ayırmak için diğer tüm projelerinden vazgeçmiştir. Bir süre sonra projelerine dair bilgileri için bir veri tabanı kurmuştur. Veri tabanı üzerinde uzunca bir müddet çalışan T. M. Bidner, 10.000’den fazla görüntüyü kapsayan bir koleksiyonu işlemeyi başarmıştır (Gahlinger, 1995). Koleksiyonunun tamamını sonraki dönemde Macaristan’ın Budapeşte kentindeki Artpool’a bırakılmıştır. Bugün geniş bir arşive sahip olan Artpool arşivi internet aracılığı ile görülebilir. (Gahlinger, 1995).
T. M. Bidner bu gibi çalışmalar yaparken Posta Sanatı adına önemli sergilerden biri daha düzenlenmiştir. 1982’de Budapeşte’de Fészek Club’da organize edilen etkinliğe Dünya Posta Sanatı adı verilmiştir (Zsuzsa, 2020). Sergiye 35 ülkeden 550 sanatçı katılmış ve duvarlarda pul tasarımları da yer almıştır. Birçok ülkeden sanatçının katıldığı ve açılışı konuşmasına ekler başlığı altında yer verdiğimiz bu sergi uluslararası alanda ses getirmiştir (Bkz. Ek 1). Öyle ki eserlerin sergilenmesinin ardından sergiye dair bir film ve bir katalog yapılmıştır (Artpool, 2009).9
20. Yüzyılın sonlarına işaret eden zaman dilimi hem
teknolojinin ivmelendiği hem de bilgi olgusunun sahip olduğu önemin fark edildiği bir süreçtir. Bu bağlamda Posta Sanatının sonraki evrelerini incelemek için evvela dijital dünyadaki gelişmeleri etüt etmek gerekir. Ancak bunun öncesinde “matbu” girişimlerin nasıl kod mecralarına dahil olduğunu belirtmekte fayda vardır. Dolayısıyla yine Fluxus ve sonrasına işaret eden periyoda dönülebilir. Bugünün vazgeçilmezi olan dijital dünyanın kapılarının aralanması hususunda pek çok nokta referans gösterilebilir. 1960’larda Birleşik Devletlerde ARPANET üzerine yapılan çalışmalardan veya yine yakın zamanlarda görünürlüğünü arttıran video uygulamalarından söz edilebilir. Ancak bu noktada temas edilmesi gereken, daha kapsamlı ve daha kolektif bir gelişime işaret eden bilgi toplumu olgusudur. Bilgi toplumları özünde 1990’lardan sonra bilgi ekonomisinin sağladığı getirilerin fark edilmesi ile popülerlik kazanan bilgi kavramını işleyen; üretim, pazarlama ve dağıtım gibi belli başlı sahalara bu kavramı entegre etme çabasına giren toplumlardır. Daha çok gelişmiş ülkelerde bir karşılık bulan bu toplumlar iletişim konusunda en başta bilgi teknolojilerinden yararlanmayı tercih etmektedir. Hal böyle olunca yani bilgi teknolojileri belirli bir kabul düzeyine erişip talep görünce önce işlevsellik ve ergonomi konularında ardından da tasarım ölçeğinde gözle görülür ilerlemeler başlamaktadır. Günümüz dijital dünyasına uzanan yolu açan bu süreç neredeyse eş zamanlı olarak hem Batı hem de Doğu coğrafyasında bir karşılık bulmuştur. İçerik, kodlardan üç boyutlu
8 Farklı sanatçıların pul tasarladığını keşfettikten sonra posta sanatçıları tarafından üretilen pulların kapsamlı bir kataloğunu ve el kitabını, Standard Artistamp Catalog adlı katalogda toplama kararı almıştır. Burada Artistamp ayrı bir sanat dalı olarak görülmektedir ve dünyanın resmi posta sistemlerinde kullanılmak üzere tasarlanmış posta pulları veya özel basılmış pullara atıfta bulunmaktadır. 9 Bölümü sonlandırırken bir paragraf ile Türkiye’deki duruma da değinilebilir. Bilindiği üzere Türk resim sanatı kendi içinde bir gelişim sürecine sahiptir. Bu süreçte Sanayi-i Nefise’nin ve ülkemizde eğitim veren Batılı sanatçıların görünür bir yer mevcuttur. İlgili gelişim sürecinde (bilhassa 20. Yüzyılın ikinci yarısına bakıldığında) soyut resimden söz etmek mümkündür. Söz konusu vakitlerde gerek yurt dışı tecrübesi bulunan sanatçılarımızın uygulamaları gerekse bu resmin sanat mecralarında kabul görmesi resim sanatımızdaki başkalaşımın önünü açmıştır. Posta Sanatına bakarsak bu tür üretimler için ilk olarak Nur Koçak’ı işaret etmek gerekir. Yapıtları pek çok müzede yer alan N. Koçak grafiksel bir üslubu benimsediği üretimlerinin yanı sıra posta sanatı ile de ilgilenmiştir. Bu bağlamda özellikle 1970’lerden sonra çok sayıda Posta Sanatı etkinliğinde yer almış ve ilgili alanın yerel öncülerinden biri olmuştur. Yine kendisinden sonra çok sayıda sanatçımız Posta Sanatına ilgi duymuş gerek katılım sağlayarak gerekse etkinlik düzenleyerek harekete destek olmuştur. Hülya Küpçüoğlu, Şinasi Güneş, Mustafa Cevat Atalay, Meral Ağar, Derya Avcı ve Hikmet Şahin gibi isimler yeni yüzyılda karşımıza çıkan ve bu sanata meyil eden sanatçılardan yalnızca birkaçıdır. Bunlar içinde Şinasi Güneş’in, Artes Yayınları’ndan çıkan “Posta Sanatı” isimli eseri alana önemli bir kaynak sağlamıştır. Üniversite bünyesindeki posta sanatı bienalleri ile bilinen Mustafa Cevat Atalay’ın editörlüğünde hazırlanan “Posta Sanatı Kitabı: Sanatsal Kuram ve Uygulama” ise ilk kolektif akademik kitaptır (Atalay, 2020).
Yıldız Sos Bil Ens Der, Cilt. 5, Sayı. 2, pp. 94–103, December, 2021
modellemeye diğer bir deyişle sanal dünyaya kadar gelişim göstermiştir. Böylelikle internet ve ona hizmet eden donanım (bilgisayarlar ve akıllı telefonlar) yavaş yavaş gündelik hayatın vazgeçilmezleri arasına girmiştir. Sanatçıların bu durumu gözlemleyip gündemlerine alması fazla uzun sürmezken posta sanatçıları etkinlik sahalarına sanal mecraları da eklemiştir. Zira kaynaktan alıcıya giden mesaj olgusu sanal mecralarda da bir karşılık bulmuştur. Açarsak; bazen yazılı, bazen görsel bazen de işitsel destekli dijital mesajlar Posta Sanatı yapıtlarına ve etkinliklerine yeni bir soluk getirmiş, ileti hareketleri artık elektronik posta ortamlarına taşınmıştır. Bu durum etkinliklere dair “toplanma/bir araya gelme” sahalarının soyutlanması yani verilere dönüşmesi sonucunu doğururken arşivleme olgusunu da 1 ve 0’lara indirgemiştir. Sürecin Posta Sanatını ilgilendiren kısmına bakarsak Posta Sanatçıları mektup göndermenin haricinde modern teknolojiyi de kapsayan bir iletişim değişimine tanıklık etmiştir. Bu çerçevede mektupların teslimlerinde veya eserlerin yapım aşamalarında birçok teknolojik medya çeşidi kullanılmıştır. Yine posta iletim ağlarında da önemli farklılıklar belirmiştir. Misal küresel havayollarının büyümesi ve iletişim noktalarının birbirine entegre edilmesi ile iletişim olgusu hız kazanmıştır. Ayrıca bilgiyi yaymak amacıyla tıpkı matbaa gibi kopya makineleri (fotokopi) kullanılmaya başlanmış ve bu durum çoğaltma konusunu daha pratik ve kullanışlı hale getirmiştir. Bu makinelerin sağladığı kolaylıklar sayesinde posta ağı önemli ölçüde genişlemiştir. Zira hızlı kopyalama teknolojisi Posta Sanatı topluluğunun büyümesini ve Posta Sanatı sergilerinin yaygınlaşmasını sağlamıştır. Tabi geldiğimiz kısımda noktada ağ olgusunu biraz daha açmak gerekir. Ağ terimi, 1985 ve 1986 yıllarında Chuck Welsh’in Posta Sanatı, kökenleri ve çağdaş uygulayıcıları üzerine yaptığı araştırmalardan oluşan Networking Currents’ta kullanılmıştır (Francois, 1995). Ayrıca aynı tarihlerde yapılan uluslararası Posta Sanatı kongresinde de bu terime rastlanmıştır. H. R. Fricker ve G. Ruch gibi sanatçılar ağ oluşturma projesi için çalışmış ve yakaladıkları başarı sonucunda 1970-1985 yılları arasında sanat alanına yeni bir boyut kazandırmışlardır (Pittore, 1995). Yakın vakitlerde telekomünikasyon altyapıları da ortaya çıkmış ve dünya üzerindeki telefon ağları birbirlerine bağlanmaya başlamıştır. 1980’li yılların ortalarından itibaren güçlü ve kişisel bir araç olan mikro bilgisayarların ortaya çıkması ile 100’den fazla Posta Sanatı ağı kullanabilir hale gelmiştir. Bu sürece yakından bakmak gerekirse, 1970’li yılların sonlarında Apple gibi şirketler mikro bilgisayarlar geliştirmeye başlamıştır (Francois, 1995). Mikro bilgisayarların çalışma prensibinde program dili bilgisi gerektiği için Apple 1984 yılında Macintosh bilgisayarların ara yüzünü tanıtmıştır (Francois, 1995). Bu tarihlerde artık ev ortamında ve işyeri ortamında bilgisayar kullanımı yaygınlaşmıştır. Fotokopi makinelerinin iletişimde yarattığı güçlü iletişim ağından daha çok ses getiren mikro teknoloji,
her türlü ağ iletişimini geliştirmek için önemli bir küresel güç halini almıştır. Süreç devam ederken, 1990’lı yılların başlarında teknoloji daha pek çok önemli gelişim göstermiştir. Posta Sanatı, yeni telekomünikasyon teknolojilerinin ortaya çıkması ile farklı safhalara evrilmiş ve eserlere ses, animasyon vb. içerikler eklenmeye başlamıştır. Bu sayede Posta Sanatının ve teknoloji dünyasının bilgisayarlar ile beraber, basılı kağıt olmaksızın çalışabileceği tespit edilmiştir. 1960’lı yılların başından itibaren kağıt üzerine basılı olarak Posta Sanatı çalışmaları yapan sanatçılar modern teknoloji ile birlikte bir düşünce sürecine girmiştir. Nitekim üretilen basılı eserlerin tarayıcılar aracılığı ile bilgisayara aktarılması sanatçıları rahatlatmıştır. Posta iletileri, telekomünikasyon sistemi ile birlikte normal posta gönderiminden daha hızlı bir şekilde iletilmeye başlamıştır. Oluşturulan bu sisteme sanatçılar kolaylıkla alışmış ve yapıtlarını elektronik postalar ile iletmeye yönelmişlerdir. Ayrıca edinilen dijital kazanımlar projelerin ve katılımcıların listelerinin güncel tutulmasını ve ivedilikle paylaşılabilmesini sağlamıştır. Yine dijital mecralarda yapılan Posta Sanatı etkinlikleri ile “sanal galeriler” de oluşmuştur. Bu galeriler yine güncellenme niteliğine haizdir. İzleyici ile ilişkilerine bakarsak bir yapıtı incelemek için yalnızca yapıta ait görüntünün indirilmesi/kaydedilmesi yeterlidir. Dijitalleşme süreci devam ederken, 1989’yılına gelindiğinde Belçikalı bir posta sanatçısı olan Charles Francois, BBS modemden modeme net dışı olarak çalışan telekonferans ağı RATOS’u kurmuştur (Welch, 1995). Bununla beraber yine aynı tarihte dijital anlamda Posta Sanatına katkı sağlayan bir başka internet aracı Telenetlink kurulmuştur. Terim anlam olarak incelendiğinde tele uzak anlamında, netlink ise ağları birbirine bağlamak anlamında kullanılmaktadır. Telenetlink, Posta Sanatı ve telekomünikasyon sanatçıları arasındaki etkileşimi sağlamak için oluşturulmuş bir forumdur (Welch, 1995). Bu proje 1991 yılında Brezilyalı sanatçı Artur Matuck tarafından geliştirilen ve bir sanatçı telekomünikasyon sistemi olan Reflux Network Projesi’nin bir parçası olarak geliştirilmiştir. Reflux aracılığı ile oluşturulan Telenetlink, Posta Sanatının internet dünyası ile ilk aktif çevrimiçi bağlantısı olma özelliğindedir (Welch, 1995). 1990’lı yılların başlarında forum posta ağının tartışıldığı bir platform olarak aktif bir rol oynamıştır. Yine bu tarihte Telenetlink bünyesinde bulunan sanatçı e-posta adresleri uluslararası ölçeğe göre düzenlenmiştir. Telenetlink, Posta Sanatını e-Posta Sanatı olarak değiştirerek basılı posta eserlerini internet ortamına uyarlamış ve bu şekilde ağ etkileşiminin artmasını sağlamıştır. Ayrıca forumda çevrimiçi konferanslar ve yaratıcı atölye çalışmaları da yapılmıştır. Bu şekilde daha fazla tartışma alanı yaratılmış ve sanatçıların farklı stratejiler uygulamaları sağlanmıştır. 1994 yılında ise Teleneklink’in kurucusu olan C. Welsh tarafından Posta Sanatının ilk ana sayfası olma özelliğini taşıyan Elektronik Posta Sanatı Müzesi ha-
Yıldız Sos Bil Ens Der, Cilt. 5, Sayı. 2, pp. 94–103, December, 2021
yata geçirilmiştir (Lomholt Mail Art Archive, 2021). İnternet ortamında Posta Sanatı çalışmaları yapabilmek için platformların geliştirilmesi Posta Sanatının gelişimine olumlu katkılarda bulunmuştur. Öyle ki tarihsel süreç boyunca öngörülemeyen (doğal afet, savaş durumu vb) sebepler nedeniyle posta teslimatlarında aksamalar ve durdurmalar gerçekleşmiştir. Ancak elektronik posta ve faks makineleri gibi iletişim cihazlarının gelişmesi küresel çapta iletişim kurma şeklini değiştirmiştir. Artık elden posta teslimi en aza indirgenirken, gelişen teknoloji ile iletiler anlık olarak gönderilebilmektedir. Öyle ki normal posta kanalları aracılığıyla iletişim kurmak için kullanılan yazılı/görsel belgeler dahi dijital iletilere dönüşmüştür. Elektronik postalar 2000’li yıllarda adlarını daha fazla duyurmaya başlamıştır. Bu yıllarda önemli bir sanat kolektifi olan AUMA (Accion Urgente Mail Art) e-mail art için önemli çalışmalarda bulunmuştur. Sanat kolektifinin üyeleri arasında Clemente Padín, Tulio Restrepo Elías Adasme, Fernando García Delgado, Humberto Nilo, Hans Braumüller César Reglero gibi isimler bulunmuştur (Janssen, 2013). Geliştirdikleri projeler kapsamında Avrupa ve Latin Amerika başta olmak üzere birçok ülkede elektronik posta yoluyla iletişim kurabilmelerini sağlayan Posta Sanatı projeleri gerçekleştirmişlerdir. Projeler kapsamında sosyal sorumluluğa önem vermişler ve kampanyalar yürütmüşlerdir. Örnek vermek gerekirse NASA’nın küreselleşme konulu dünya haritasına müdahalede bulunup tepkilerini göstermişlerdir. Dijital ortam üzerindeki örneklere değinmek gerekirse, birkaç farklı mecra karşımıza çıkmaktadır. Bunlar arasında ön planda olan iki mecra Facebook ve Instagram’dır. Öyle ki bahsi geçen mecralar üzerinden kurulan bağlantılar ile birlikte iletişim kurmak hızlı ve masrafsız bir hal almıştır. Posta Sanatçıları ivedilikle bu hızlı ve masrafsız yolu benimseyerek sergilerini Facebook ve Instagram üzerinde oluşturdukları sayfalara taşımıştır. Bu çerçevede günümüzde birçok posta sanatçısı paylaşımları adına sosyal medya sayfalarını tercih etmektedir. Bu medyalar aracılığı ile üretilen eserler yine albümler üzerinden sergilenebilmektedir.
Sonuç
Anlaşılabileceği üzeri başlarda Fluxustan zemin bulan ve zamanla görünür bir hareket olma özelliği kazanan Posta Sanatı günümüzde dijital ortamlara kanalize olmuş vaziyettedir. Bu durum kendini en başta elektronik postalar üzerinden göstermektedir. Gerek JPAG uzantılı dosyalar gerekse hareketli imajlara işaret eden GIF’ler bu sanatın yeni enstrümanlarıdır. Ancak sürecin geldiği noktayı değerlendirirken bilgi toplumunun deneyimlediği teknolojik değişime de temas etmek gerekir.
Posta Sanatının bilhassa Batı coğrafyasındaki yeni ve genç temsilcileri dijital üretime ilgi duyan bir kitle olma özelliğindedir. Bunda hiç şüphesiz sosyal medyalar üzerinden edinilen güncel iletişim alışkanlıklarının payı vardır. Zira iletişim konusunda önceki kuşağın temel alışkanlıkları “matbu” araçlar üzerinden şekillenmiştir. Posta ve telgraflar ile örnekleyebileceğimiz bu alışkanlıklar teknolojinin sunmuş olduğu yeni cihazlar ile hızlı bir dönüşüm gerçekleştirmiştir. Bu dönüşüm (mesajın kaynaktan alıcıya) iletim eyleminde daha bireysel yöntemlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Nitekim bir başka bireye işaret eden aracılar yavaş yavaş geriye çekilmiş ve yerlerini dijital destekli (ve mesajın alıcıya direk biçimde iletilmesini sağlayan) servis sağlayıcılar (özel kurumlar) almıştır. Belirli bir teknolojik donanıma ihtiyaç duyuran bu sağlayıcılar kullanıcılarını internetin sürece dahil olması ile ara yüzler ile baş başa bırakmıştır. Hal böyleyken (bilgisayar erişimi ve tercihinin yaygınlaşması sayesinde) mesaj gönderme eylemi web sayfalarına doğru genişlemiş ve bu durum kısa sürede Posta Sanatı meraklılarının ilgisini çekmiştir.10 Günümüzde Posta Sanatının dijital bir eylem olarak en başta elektronik postalarda karşılık bulduğunu belirtmiştik. Bunu akıllı telefonların sağladığı olanaklardan, yeni uygulamalara kadar çeşitlendirip derinleştirmek mümkün. Ancak eylemin sanat mecralarındaki kabulüne de değinmek gerekir. Çünkü R. Johnson’dan beri belirli bir aşama kaydeden Posta Sanatı uzunca bir müddet gerek akademik kurumlarda gerekse müze ve galerilerde yalnızca sınırlı düzeyde kabul görmüştür. Sürecin kırılma noktası akademik kurumların 2000’ler ile birlikte disiplinlerarası çalışmalara daha fazla fırsat tanıması ve deneysel yaklaşımları özümsemesi ile gerçekleşmiştir. Bu, neredeyse bilgi toplumlarının yaşadığı dijital dönüşüm ile bir eş zamanlılık teşkil etmektedir. Zira 1990’larda bilgi ekonomisi ile gücünü fark ettiren “bilgi” kavramı 2000’lerde adeta bir rekabet göstergesi haline gelmiştir. Bunun öncül yansımalarından biri eğitim sahaları olurken sanat eğitimi müfredatlarında da yenilikçi yaklaşımlar belirmiştir. Günümüz perspektifinden bakıldığında Posta Sanatının sanat eğitimi dâhilinde etüt edilen bir “tema” olduğunu söylemek mümkündür. Hatta bunu sadece sanat tarihi ve Fluxus konularına yönelik bir alt başlık olarak görmeyen üniversitelerimiz mevcuttur (Bkz. Yıldız Teknik Üniversitesi, Namık Kemal Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi vb.). İlgili üniversitelerimiz teorik dersliklerinde sürece dair tarihsel bilgiler paylaşırken uygulama atölyelerinde de türevi üretimlere izin vermektedir. Hatta öğrenciler bu atölyelerde ürettikleri yapıtlar ile üniversiteler, müze ve galeriler tarafından organize edilen ulusal veya uluslararası düzeydeki etkinliklere katılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Pos-
10 Teknolojiden bahsetmişken sürecin kazandığı yeni boyuttan da söz etmek gerekir. Günümüz sanat mecralarındaki konular yalnızca gündelik yaşama odaklanan figüratif kompozisyonlar veya toplumsal sorunlara işaret eden yenilikçi yaklaşımlar değildir. Teknoloji, yapay zeka, doğal seçilim. Bunların üst başlığı olan bilim sanatın ışık tuttuğu en güncel sahadır. Öyle ki yakın dönemlerde bahsini geçirdiğimiz bu konulara direk ya da dolaylı biçimde temas eden pek çok yeni sergi açılmaktadır.
Yıldız Sos Bil Ens Der, Cilt. 5, Sayı. 2, pp. 94–103, December, 2021
ta Sanatının mevcudiyetini bilgi toplumlarının değişen ve gelişen alışkanlıklarına uyum sağlayarak sürdürdüğünü ve bu mevcudiyette akademik girişimlerin de bir payı olduğu söylenebilir. Etik: Bu makalenin yayınlanmasıyla ilgili herhangi bir etik sorun bulunmamaktadır. Hakem Değerlendirmesi: Dış bağımsız. Yazarlık Katkıları: Fikir: M.İ.G.; Tasarım: M.İ.G.; Denetleme: B.B.; Kaynaklar; M.İ.G.; Veri Toplanması ve/veya İşlemesi: M.İ.G.; Analiz ve veya yorumlama: M.İ.G.; Literatür Taraması: M.İ.G.; Yazıyı Yazan: M.İ.G.; Eleştirel İnceleme: B.B. Çıkar Çatışması: Yazar, bu makalenin araştırılması, yazarlığı ve/veya yayınlanması ile ilgili olarak herhangi bir potansiyel çıkar çatışması beyan etmemiştir. Finansal Destek: Yazarlar bu çalışma için finansal destek almadıklarını beyan etmişlerdir. Ethics: There are no ethical issues with the publication of this manuscript. Peer-review: Externally peer-reviewed. Author Contributions: Concept; M.İ.G.; Design; M.İ.G.; Supervision; B.B.; Resources; M.İ.G.; Data Collection and/or Processing - M.İ.G.; Analysis and/or Interpretation - M.İ.G.; Literature Search – M.İ.G.; Writing Manuscript – M.i.G; Critical Review – B.B. Conflict of Interest: The author declared no potential conflicts of interest with respect to the research, authorship, and/or publication of this article. Financial Disclosure: The authors declared that this study has received no financial support.
Share and Cite
GÜL, M.İ.; BOYRAZ, B. Current assessment on mail art and its developmental stages. Yildiz Social Sciences Institute Journal 2021, Vol. 5, pp. 94-103. https://doi.org/10.14744/ysbed.2021.00008

