Perceived parental economic background and generational mobility
Yildiz Social Sciences Institute Journal 2023, Vol. 7, Issue 2, pp. 84-98; doi.org/10.14744/ysbed.2023.00034
Abstract
Keywords: Intergenerational mobility; perceived inequality; perceived mobility.
1. Gi̇ri̇ş
1980’lerden bu yana, özellikle ABD başta olmak üzere gelişmiş ekonomilerde gelir eşitsizliğinde önemli bir artış gözlemlenmiştir (Piketty ve Saez, 2014; Stiglitz, 2012). Bu ampirik olgu, artan eşitsizliğin fırsat eşitliği ile bağdaştırılması zor bir durum olarak algılanması nedeniyle sağlam ve iyi işleyen meritokratik bir toplumun temellerini sarsma potansiyeline sahiptir (Roemer, 2003). Sonuç olarak, gelir dağılımı literatürü, fırsat eşitliğinin tanımlanması, ölçülmesi ve geliştirilmesi konusunda önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Fırsat eşitliğinin yaygın kullanılan bir ölçütü, nesiller arası hareketlilik olarak bilinen, çocukların yetişkinliklerinde elde ettikleri gelir ile ebeveynlerinin geçmişte elde ettiği gelir arasındaki korelasyondur (Corak, 2013). Teorik bir perspektiften bakıldığında, çocukların geliri ile ebeveynlerinin geçmiş gelirleri arasında yüksek bir korelasyonun varlığı, nesiller arası hareketliliğin düşük olduğunu işaret eder. Bu durumda, zengin ailelerde yetişen çocuklar sadece kendi emeklerinin karşılığını değil, aynı zamanda ebeveynlerinin gelir ve servetlerinden de istifade edeceklerdir. Nesiller arası hareketliliğin düşük olduğu durumlarda, fakir ailelerde büyüyen çocukların yetişkinliklerinde ebeveynlerinin geçmiş ekonomik durumlarından etkilenme olasılığı da yüksektir. Ancak bu ampirik gerçeklik, yani nesiller arası hareketliliğin düşük seviyeleri, son zamanlarda tarihsel olarak yüksek seviyelerine ulaşan gelir eşitsizliği ile doğrudan bağlantılı görünmektedir (Brunori vd., 2013). Krueger (2012) gelir eşitsizliği ile nesiller arası hareketlilik arasındaki negatif ilişkiyi “Muhteşem Gatsby Eğrisi” olarak tanımlamıştır. Bu eğriye göre, gelir eşitsizliğinin yüksek olduğu ülkelerde ebeveyn geliri ile çocukların geliri arasında daha güçlü bir ilişki vardır. Ancak, toplumun gelir eşitsizliğinin ne kadar yüksek bir seviyede olduğunu doğru bir şekilde algılayıp algılayamadığı belirsizdir. Özellikle, bireylerin gerçek gelir ve servet eşitsizliğini sistematik olarak düşük tahmin ettikleri net bir şekilde ortaya konmuştur(Ariely ve Norton, 2011). Aslında, bu çarpıcı sorunsala ışık tutmak için gelir ve servet açısından algılanan eşitsizliğin belirleyicilerini tartışan geniş bir literatür bulunmaktadır (örneğin Cruces ve diğerleri, 2013; Niehues, 2014; Gimpelson ve Treisman, 2015; Brunori, 2017; Bavetta ve diğerleri, 2019; Du ve diğerleri, 2021). Algılanan ve gerçek eşitsizlik arasındaki fark, ekonomi politikası oluşturma açısından çok önemlidir. Seçmenler, yaşamlarını derinden etkileyen ve şekillendiren temel bir ekonomik gerçeği sistematik olarak yanlış algıladıklarında, olası çözümleri de sistematik olarak görmezden gelebilirler (Alesina ve Giuliano, 2009; Alesina, Stantcheva ve Teso, 2017). Bu nedenle, konunun sosyal, siyasi ve ekonomik öneminden yola çıkarak, algılanan nesiller arası hareketlilikle de doğrudan ilgili olan ancak farklı bir konuya, algılanan ebeveyn ekonomik geçmişine odaklanıyoruz. Algılanan ebeveyn ekonomik geçmişi, bir bireyin ebeveynlerinin geç-
mişteki maddi durumu veya sosyoekonomik statüsü hakkındaki öznel görüşünü ifade eder. Dolayısıyla, bu durum kişinin ebeveynlerinin gerçek ekonomik geçmişinin nesnel bir ölçüsü olmayıp, daha ziyade bireyin ailesinin geçmişteki ekonomik durumunu algılama biçimidir. Daha sonra detaylandıracağımız üzere, eldeki veriler gerçek ve algılanan ebeveyn ekonomik geçmişi seviyeleri arasında önemli bir tutarsızlık olduğunu göstermektedir. Dahası, bu tutarsızlığın ilgi çekici bir düzenliliği vardır. Belirli özelliklere sahip bireyler sistematik olarak aile geçmişlerini gerçekte olduğundan farklı bir şekilde algılamaktadır. Örneğin, gerçekte yoksul ailede büyüyen bireylerin %86’sı geçmiş aile ekonomik durumlarını yoksul olarak algılamamakta, hatta %28’i ailesinin geçmişteki durumunu zengin olarak algılamaktadır. Dolayısıyla, ailelerini geçmişteki ekonomik durumları hakkında sistematik olarak yanlış algılara sahiptirler. Biz bu yanlış algının nesiller arası hareketliliğe ilişkin daha iyimser bir algı olarak değerlendirilebileceğini savunuyoruz. Özellikle, bu istatistikleri gerçek seviyeler yerine ailenin geçmiş ekonomik durumunun çocukları tarafından nasıl algılandığına göre hesaplarsak, standart nesiller arası hareketlilik ölçümleri önemli bir biçimde daha yüksek nesiller arası hareketlilik seviyelerine karşılık gelecektir. Bu sonucu daha yüksek düzeyde algılanan kuşak hareketliliği olarak yorumluyoruz. Algılanan kuşak hareketliliği ise, bir bireyin, ebeveynlerine kıyasla sosyal veya ekonomik olarak gelir dağılımı dilimlerinde yukarı veya aşağı hareket etme kabiliyetine ilişkin sübjektif algısını ifade eder. Ayrıca, bireylerin ailelerinin sosyoekonomik statüsüne göre kendi ilerleme fırsatlarını nasıl algıladıklarını da gösterir. Verilerimiz, katılımcılara ebeveyn ekonomik geçmişlerini soran ABD için oluşturulan Gelir Dinamikleri Panel Çalışması (PSID) anketinden gelmektedir. Araştırmacılar, zaman içindeki ekonomik değişimlerin incelenmesine olanak tanıyan 1968 yılına kadar uzanan kapsamlı boylamsal verileri nedeniyle nesiller arası hareketlilik çalışmaları için Gelir Dinamikleri Panel Çalışmasını (PSID) kullanmaktadır. Biz de bu çalışmada temsili örneklemi, nesiller arası örtüşen aile yapısı ve çok sayıda ekonomik, demografik değişkenleri içermesi sebebiyle, PSID’yi ABD için ekonomik birikimlerin nesiller arasında nasıl aktarıldığının algısını analiz etmek için kullanmaktayız. İlgili ankette, bireylere sorulan siz küçükken ailenizin maddi durumu nasıldı sorusuna verilen yanıtlar üç değer almaktadır: yoksul, orta gelirli ve zengin. Daha sonra 42537 veri noktası ile 3867 farklı ebeveyn-çocuk çifti için mevcut olan gerçek ebeveyn gelir ve servet seviyelerini buluyoruz. Bu yaklaşım, verinin boylamsal yapısı nedeniyle gerçek ebeveyn ekonomik geçmişi ve bunun çocuklar tarafından yetişkin olduklarında nasıl algılandığına ilişkin verileri toplamamıza ve karşılaştırmamıza olanak sağlamaktadır. Daha sonra, gerçek ve algılanan ebeveyn ekonomik geçmişleri arasındaki farkın temel nedenini açıklayan mekanizmaları inceledik. Ekonometrik yöntem olarak sıralı lo-
Yıldız Sos Bil Ens Der, Cilt. 7, Sayı. 2, pp. 84–98, Aralık, 2023
jistik modeli kullandık. Spesifik olarak, çocuk ücreti, çocuk yaşı ve cinsiyetin algılanan ve gerçek ebeveyn ekonomik geçmişleri arasındaki farkı açıklamada istatistiksel olarak anlamlı olduğunu bulduk. Dahası, bir yetişkin fakirse, ailesinin maddi durumunu doğru algılayamaz ve o bireyin ailesini geçmişte orta sınıfa ait olarak hatırlama olasılığı daha yüksektir. Diğer bir deyişle, eğer aileleri geçmişte gerçekten yoksulsa, bu bireyler yoksulluğu daha az hissetmektedir. Bu durum algı açısından daha yüksek bir nesiller arası hareketliliğe karşılık gelmektedir çünkü yoksullar mevcut ekonomik durumları ile ebeveynlerinin geçmişteki ekonomik durumları arasında güçlü bir bağ görmemektedir. Bu açıdan bakıldığında, bulgularımız ekonomik açıdan dezavantajlı bireylerin, nesiller arası adalet ve eşitlik konusunda daha iyimser bakış açılarına sahip olma eğiliminde olduklarından, yeniden dağıtımcı politikaları desteklemeye daha az eğilimli olacaklarını göstermektedir. Yaşla ilgili olarak ise, yaşlı insanların ebeveynlerinin maddi durumlarını genç insanlara göre daha iyimser algıladıklarını bulduk. Bu, yaşlıların nesiller arası hareketlilik algısını abarttığını gösteren bir sonuçtur. Dolayısıyla, yaşlılar da tıpkı yoksullar gibi daha yüksek fırsat eşitliği algılıyor olabilir. Bu sonuç, X jenerasyonu ve Z Kuşağı arasındaki yeniden dağıtımcı politikalara verilen destek farkını açıklamaktadır. Kabaca konuşmak gerekirse, X kuşağı nesiller arası hareketliliği abartmaktadır. Bu nedenle, gerçek hayata kıyasla daha yüksek fırsat eşitliği olduğuna inanma eğilimindedirler ve yeniden dağıtımcı politikaları desteklememektedirler. Buna karşılık Z kuşağı ise nesiller arası hareketliliği daha doğru algılamaktadır. Böylece daha gerçekçi bir fırsat eşitliği algısı elde etmekte ve yeniden dağıtımcı politikaları desteklemektedirler. Son olarak, cinsiyet ve anne eğitimi de ailenin geçmiş ekonomik durumu algısında önemli bir rol oynamaktadır. Sonuçlarımız tutarlı bir şekilde kadınların ve yüksek düzeyde anne eğitimine sahip bireylerin aile geçmişlerini daha doğru bir şekilde anlama eğiliminde olduklarını göstermektedir. Dolayısıyla, bu bireyler nesiller arası hareketlilik konusunda daha düşük seviyede bir algıya sahiptir ve bu nedenle yeniden dağıtımcı ve sol tandanslı politikaları destekleme eğilimindedir. Ancak, babaların ve çocukların eğitiminin algılanan hareketlilik üzerindeki etkisi şaşırtıcı bir şekilde istatistiksel olarak anlamlı değildir.
oldukça iyi durumda mıydı, yoksa ne durumdaydı?”. Dolayısıyla, bu soru algılanan ebeveyn ekonomik geçmişinin bir göstergesi olarak kullanılmıştır. PSID bu soruya verilen cevapları 1, 3 ve 5 olarak kategorize etmiştir. Bu soruya verilen 1 yanıtı, bireylerin büyürken ailelerinin ekonomik durumunu “fakir”, 3 yanıtı “orta halli”, 5 yanıtı ise “oldukça iyi” olarak algıladıklarını göstermektedir. Aşağıda yer alan Tablo 1, algılanan ebeveyn ekonomik geçmişinin gerçek aile ekonomik geçmişine göre kategorize edilmiş bir halini göstermektedir. Bu da bize aile maddi geçmişini tanımlayan üç geniş kategori sunmaktadır: yoksul, orta gelirli ve zengin. Ampirik bir motivasyonun göstergesi olarak bu tablo, algısal ekonomik durum ile gerçek ekonomik durumun karşılaştırılması açısından çarpıcıdır. Dikey eksende, PSID verilerine dayalı olarak ebeveyn gelirlerine göre gelir grupları hesaplanmıştır. Ayrıca, her grup için eşikler PSID sorusuna verilen yanıtlara göre kategorize edilmiştir. Örneğin, fiili durumdaki yoksulların oranı, söz konusu soruya “1” yanıtını verenlerin oranı olarak hesaplanmıştır. Yatay eksende ise aşağıdaki soruya verilen yanıtların dağılımını görmekteyiz: “Siz büyürken ebeveynleriniz yoksul muydu, oldukça iyi durumda mıydı, yoksa ne durumdaydı?”. Tablo 1, geçmişte ebeveynleri en yoksul olan kişilerin sadece %14’ünün kendilerini büyürken en yoksul olarak algıladıklarını, %58’inin ise durumlarını orta sınıf olarak algıladıklarını göstermektedir. Ancak, çok ilginç bir şekilde, bu kişilerin %28’i, ebeveynleri geçmişte gelir dağılımının en altında yer almasına rağmen, çocukken kendilerini algısal olarak en üstte hissetmektedir. Yine aynı tabloda ebeveynleri geçmişte en zengin olanları inceleyecek olursak, en zenginlerin sadece %4’ü kendilerini gelir dağılımının en altında olarak algılamaktadır; yoksulların aksine zenginlerin %45’i konumlarını doğru algılamıştır. Öte yandan, bu kişilerin %51’i yoksullara benzer şekilde kendilerini orta sınıf olarak algılamaktadır. Bu sonuçlar, potansiyel olarak farklı kanallar aracılığıyla da olsa, gerçek ve algılanan aile geçmişi arasında büyük bir tutarsızlık olduğunu göstermektedir. Bu basit ampirik gözlemlere dayanarak, algı farklılıklarını açıklayan nedenleri kapsamlı bir şekilde incelemek istiyoruz.
2. Ampi̇ri̇k Moti̇vasyon
Çalışmanın ampirik motivasyonu, bireylerin gerçek ve algılanan hareketlilikleri arasındaki farkı ele almak ve ailenin ekonomik geçmişine ilişkin algısal farklılıkları vurgulamaktır. Bireylerin gerçek kuşaklar arası hareketliliği algısal hareketlilikten çok daha kalıcı ve katıdır. Analizimizde, bireylerin algı verilerini elde etmek için Amerika için oluşturulan Gelir Dinamikleri Panel Çalışması (PSID) anketini kullandık. PSID anketteki her katılımcıya aşağıdaki soruyu sormuştur: “Siz büyürken ebeveynleriniz fakir miydi,
Dikey eksen bireylerin gerçek aile maddi geçmişini göstermektedir. Gerçek maddi durum %33’lük gelir gruplarını göstermek üzere 3 kategoriye ayrılmış ve bireylerin PSID sorusuna verdikleri yanıta göre kategorize edilmiştir. Yatay eksen ise algılanan aile maddi geçmişidir. Yazarlar tarafından hesaplanmıştır.
Yıldız Sos Bil Ens Der, Cilt. 7, Sayı. 2, pp. 84–98, Aralık, 2023
Elimizdeki verilerle, hem gerçek aile ekonomik geçmişine göre hem de algılanan aile ekonomik geçmişine göre nesiller arası hareketliliği gösteren bir geçiş matrisi de oluşturabiliriz. Tabloda da görüldüğü gibi, gerçek hareketlilik algısal hareketlilikten daha kalıcıdır. Şekil 1’deki sol grafik, bu bağlamda, algılanan aile maddi geçmişine göre nesiller arası hareketliliği göstermektedir. Diğer tablodan farklı olarak dikey eksende çocukların gelir durumu, yaşlandıklarında aldıkları ücrete göre hesaplanmış ve bu bireyler her biri %33’lük gelir grubunu temsil eden üç kategoriye ayrılmıştır. Örneğin, aile ekonomik geçmişini “yoksul” olarak algılayan bireylerin %45’i gelecekte “yoksul” yani en düşük gelir grubunda yer alacaktır. Öte yandan bu bireylerin sadece %20’si en yüksek gelir grubuna ulaşmaktadır. Aile ekonomik geçmişini “orta halli” olarak algılayan bireyler de gelecekte benzer bir seyir izlemiştir. Öte yandan, aile ekonomik geçmişini “zengin” olarak algılayan bireylerin %25’i yetişkinliklerinde “yoksul” yani en düşük gelir grubunda yer alırken, %40’ı en yüksek gelir grubunda yer almaktadır. Bu sonuçlar, nesiller arası hareketliliğin algılar nedeniyle yüksek olabileceğini göstermektedir. Soldaki grafiğin aksine, sağdaki grafik bireylerin gerçek aile ekonomik geçmişleri ile mevcut ekonomik durumlarını karşılaştırmaktadır. Bu tablo aslında gerçek hareketliliğin kaba bir göstergesidir. Bir önceki tabloda olduğu gibi, dikey eksende PSID’nin 1, 3 ve 5. sorularına ebeveynlerinin geçmiş gelirlerine göre cevap veren bireyler ayrı ayrı gruplandırılmıştır. Yatay eksende ise yukarıdaki sorudaki dağılıma göre bireyler mevcut gelirlerine göre yoksul, orta gelirli ve zengin olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır.
Tabloda göze çarpan ilk şey, algılanan hareketliliğin aksine, kuşaklar arası net bir kalıcılık olduğudur. Örneğin yoksul ailelere sahip bireylerin sadece %20’si yetişkin olduklarında zengin sınıfına girecek bir gelire ulaşmıştır. %60’ı ise aileleri gibi en düşük gelir grubunda yer almaktadır. Kalıcılık orta sınıf gelir grubunda kendini daha net bir şekilde göstermiştir. Orta sınıf ailelere sahip bireylerin %50’si gelecekte kendilerini de orta sınıf gelir grubunda bulmaktadır. Ancak yine bu bireylerin %17’si zengin sınıfa geçmeyi başarmış, sadece %45’i yoksul sınıfa düşmüştür. Kalıcılık zengin sınıfta da belirgindir. Geçmişte ailesi zengin olan bireylerin %65’i gelecekte de zengin kalmaktadır. Bu bireylerin sadece %3’ü en düşük gelir grubuna düşmüştür. Tüm bu rakamlar hareketliliğin aslında çok düşük olduğunun ilk ipuçlarıdır ve algısal durum yerine gerçek duruma baktığımızda kuşaklar arası kalıcılık kavramı çok güçlüdür. Tablolarda da görüleceği üzere algılanan ve gerçek hareketlilik arasında çarpıcı farklar bulunmaktadır. Algılanan hareketliliğin gerçek hareketlilikten daha yüksek bir seviyede olduğu açıktır. Ayrıca, algısal durumda insanlar daha fazla fırsat eşitliği olduğuna inanmaktadır. Gerçek durumda, yoksul aile ekonomik geçmişinden gelenler yetişkinliklerinde büyük ölçüde yoksul kalırken veya zengin aile geçmişinden gelenler yetişkinliklerinde büyük ölçüde zengin kalırken, algılanan durumda bu mekanizma farklı işlemektedir. Ampirik motivasyonla elde ettiğimiz bu ilk sonuçların nedenlerini, kurduğumuz ekonometrik modelleri kullanarak bulmaya çalışacağız.
Şekil 1. Geçiş Grafikleri. Dikey eksen bireylerin gerçek aile geçmişini göstermektedir. Gerçek durum %33’lük gelir gruplarını göstermek üzere 3 kategoriye ayrılmış ve bireylerin PSID sorusuna verdikleri yanıta göre kategorize edilmiştir. Yatay eksen ise algılanan aile geçmişidir. Ayrıca, her bir yatay eksen 1’e yuvarlanmıştır. Yazarlar tarafından hesaplanmıştır.
3. Li̇teratür
Bu bölümde eşitsizlik ve nesiller arası hareketliliğin nasıl algılandığına dair bir literatür taraması sunulmaktadır. Algılanan eşitsizlikle ilgili literatür geniş olmasına rağmen, algılanan nesiller arası hareketlilik literatürü yeni gelişmekte ve nispeten küçüktür. Bu bölümde, her iki alt bölüm için de, mevcut literatürde eşitsizlik ve hareketlilik algılarını ölçmek için kullanılan ampirik ölçümleri gözden geçirerek başlıyoruz, ardından literatürün eşitsizlik algılarının belirleyicileri konusundaki bakışını değerlendiriyoruz ve son olarak bu bulguların sonuçlarını ele alıyoruz.
3.1. Algılanan Eşitsizlik
Eşitsizlik algısının ölçümü, ekonominin yanı sıra psikoloji alanıyla da ilgilidir. Psikoloji, eşitsizlik algısını ölçmek için küçük ölçekli anketler kullanırken, ekonomi literatürü sıklıkla geniş çaplı anketlere dayanmaktadır (Xu, 2021). Kullanılan farklı metodolojilere rağmen, her iki disiplinden akademisyenler ortak bir arayışı paylaşmaktadır: bireylerin gelir ve servet dağılımına ilişkin eşitsizliği tipik olarak nasıl algıladıklarını ele almak. Bu bağlamda, Norton ve Ariely (2011) psikoloji literatüründe öncü bir çalışmadır. Yazarlar katılımcılardan, nüfusun her yüzde yirmilik dilimi için sahip olduklarına inandıkları toplam ABD servetinin oranını belirtmelerini istemiş, bulgular algı ile gerçeklik arasında keskin bir zıtlık olduğunu ortaya koymuştur. Gerçek dağılım en üstteki yüzde 20’lik kesimin servetin yüzde 84’üne sahip olduğunu gösterirken, katılımcılar bu kesimin servetin sadece yüzde 59’una sahip olduğunu tahmin etmektedir. Benzer şekilde, katılımcılar en alttaki yüzde 40’lık kesimin payını da olduğundan düşük göstermekte, gerçekte sadece yüzde 0,3 olan bu kesimin sahipliğini yüzde 9 olarak tahmin etmektedir. Açıkça görüldüğü üzere, katılımcılar Amerika Birleşik Devletleri’ndeki servet eşitsizliğini gerçek dağılımın gösterdiğinden çok daha adil olarak algılamaktadır. Ancak Eriksson ve Simpson (2012), Ariely ve Norton tarafından eşitsizliği ölçmek için kullanılan sorunun bireyler için bilişsel olarak zorlayıcı olduğunu ve bu sorunun katılımcıların eşitsizliği hafife almasına neden olduğunu savunmaktadır. Bunun yerine, ABD’deki en zengin yüzde 20’lik kesimin ortalama servetinin ne olması gerektiğinin sorulmasını önermektedirler. Sonuç olarak, Eriksson ve Simpson Amerikalıların eşitsizliği hafife almadıklarını, aksine mükemmele yakın eşitlikçi tercihlere sahip olduklarını bulmuştur. Chambers ve diğerleri (2014) eşitsizlik algısı açısından Ariely ve Norton’un tersi sonuçlar bulmuştur. Amerikalıların gelir eşitsizliğini büyük ölçüde abarttığını, bunun temel nedeninin de en yüksek gelire sahip olanların gelirlerinin abartılması olduğunu göstermişlerdir. Daha önce de belirtildiği üzere, ekonomistler yaygın olarak eşitsizlik algısı ve bunun yeniden dağıtım politikası tercihleri üzerindeki etkilerine ilişkin araştırmalar yapmaktadır. Bu alanı incelemek için akademisyenler genellik-
Yıldız Sos Bil Ens Der, Cilt. 7, Sayı. 2, pp. 84–98, Aralık, 2023
le araştırma kurumları tarafından uygulanan uluslararası anketlerden yararlanır veya kendi özel anketlerini hazırlarlar. Bir sonraki bölümde, bu alandaki ilgili literatürden de kısaca bahsedeceğiz. Bununla birlikte, eşitsizlik algılarının incelenmesi, doğası gereği doğrudan gözlemlenemeyen yapısı nedeniyle dikkate değer metodolojik karmaşıklıklar sunmaktadır. Eşitsizlik algısı üzerine bir çalışma başlatmak, anket araçları aracılığıyla bireyler tarafından ifade edilen bakış açılarını aydınlatmak için analitik bir çerçeve oluşturulmasını gerektirmektedir (Bavetta vd., 2019). Algıları doğrudan ölçmenin doğal zorluğu göz önüne alındığında, araştırmacılar bireylerin eşitsizliğe ilişkin bakış açılarını değerlendirmek için dolaylı yöntemlere başvurmaktadır. Örneğin, anket soruları kişinin geçmişte babasının kazancıyla olan gelir farklılıklarını araştırabilir veya gelir eşitsizliklerine ilişkin görüşlerini ortaya çıkarabilir. Bu sorular, algılanan eşitsizliğe dair içgörüler sunan birer göstergedir. Bu tür sorulara verilen yanıtlar geleneksel olarak “kötü”, “adil”, “iyi” gibi tanımlayıcılar içeren veya “kesinlikle katılmıyorum” ile “kesinlikle katılıyorum” arasında bir ölçek kullanan sıralı kategoriler içeren yapılandırılmış bir çerçeveye bağlıdır. Bu yanıtlar doğası gereği öznel bir nitelik taşımakta ve kaçınılmaz olarak bireylerin kişisel özelliklerinden etkilenmektedir. Bu nitelikler yaş, cinsiyet, eğitim gibi demografik faktörlerin yanı sıra gelir ve ikamet yeri gibi sosyoekonomik değişkenleri de kapsamaktadır. Bireylerin eşitsizlik algılarını ölçmeye yönelik en önemli çabalardan biri 1984 yılında kurulan Uluslararası Sosyal Anket Programı’dır (ISSP). ISSP, diğerlerinin yanı sıra aile dinamikleri, sosyoekonomik faktörler, din, çevresel kaygılar, eğitim ve sosyal eşitsizliği kapsayan çeşitli alanlarda kapsamlı araştırmalar yürütmektedir. Bu nedenle, birçok akademisyen bu anketi kullanarak eşitsizlik algısını ölçmeye çalışmıştır. (bkz; Gimpelson ve Triesman, 2018; Choi, 2018; Gimpelson ve Monusova, 2014; Engelhardt ve Wagener, 2018; Verwiebe ve Vegener, 2000; Bavetta ve diğerleri, 2019). Bu noktada, bireylerin sosyal eşitsizlik algılarının belirgin bir şekilde heterojen olduğunun altını çizmek çok önemlidir. Bu nedenle, bireyler arasında değişen eşitsizlik algılarının belirleyicilere ilişkin literatüre genel bir bakış sunacağız. Algılanan eşitsizliğin çeşitli nedenleri olabilir. Örneğin, yaş, ırk ve cinsiyet gibi demografik faktörler algılanan eşitsizliği doğrudan etkileyebilir. Verwiebe ve Vegener (2000) kadınların gelir dağılımını erkeklerden daha eşitsiz olarak algılama eğiliminde olduğunu bulmuştur. (ayrıca bkz; Verwiebe ve Wegener, 2000; Alesina ve Giuliano, 2009). Cruces ve diğerleri (2013), algılanan eşitsizliğin bir belirleyicisi olarak yaşın önemini vurgulamakta ve yaşlı bireylerin eşitsizliği daha doğru algıladığını savunmaktadır. Ayrıca, aile geçmişi, gelir ve servet gibi sosyoekonomik faktörler de algılanan eşitsizliği etkileyebilmektedir. Konunun doğası gereği, gelir algılanan eşitsizliği doğrudan veya dolaylı olarak etkilemektedir. Örneğin, Bavetta ve diğerleri (2019) daha varlıklı ailelerden gelen bireylerin daha düşük
Yıldız Sos Bil Ens Der, Cilt. 7, Sayı. 2, pp. 84–98, Aralık, 2023
düzeyde eşitsizlik algılama eğiliminde olduğunu belirtmektedir (ayrıca bkz. Du ve diğerleri, 2021; Corneo ve Gruner, 2002; Cruces ve diğerleri, 2013; Benabou ve Ok, 2001). Ayrıca, insanların siyasi görüşleri de algılanan eşitsizliğin belirleyicilerinden biri olabilir (Benabou ve Tirole, 2006; Alesina ve Giuliano, 2009). Dahası, algılanan ekonomik eşitsizlik ideoloji, toplumsal normlar ve bireysel inançlarla iç içe geçmiştir. Özellikle Chambers ve diğerleri (2014) ideolojik yönelimin eşitsizlik algılarını şekillendirmede önemli bir rol oynadığını ileri sürmektedir. Bulguları, liberal eğilimli bireylerin muhafazakâr bireylere kıyasla eşitsizliği daha belirgin olarak algılama eğiliminde olduklarını göstermektedir. Bireylerin eşitsizlik algılarını neyin belirlediği önemlidir, ancak eşitsizlik algılarının sonuçlarını anlamak da önemlidir. Örneğin, eşitsizlik algılarının en önemli sonucu, bireylerin yeniden dağıtım tercihleri üzerindeki etkisidir. Literatürde eşitsizlik algısının yeniden dağıtımcı tercihler için gerçek eşitsizlik düzeyinden daha önemli olduğu vurgulanmıştır (Gimpelson ve Treisman, 2017; Hauser ve Norton, 2017). Ancak, algılanan ve deneyimlenen eşitsizlikler de yeniden dağıtım tercihlerini etkileyebilir. Bu tercihler gelirden de etkilenebilir. Zengin bireyler geçmişte eşitsizlik yaşamış olsalar bile yeniden dağıtımcı politikaları desteklemeyebilirken, aynı eşitsizliği yaşamış yoksul bireyler yeniden dağıtımı destekleyebilir (Sands, 2017; Sands ve de Kadt, 2019). Ancak, Roth ve Wohlfart (2018). Geçmişte daha yüksek düzeyde eşitsizlik yaşamış bireylerin yeniden dağıtımcı politikaları daha az desteklediğini savunmaktadır. Algılanan eşitsizliğin yeniden dağıtımcı politikalara ilişkin görüşler üzerindeki etkisi açık olsa da, yoksulların yeniden dağıtımcı politikaları destekleyip desteklemediği hala tartışmalıdır. Daha önce de belirtildiği gibi, insanlar eşitsizliği hafife alabilmektedir (Ariely ve Norton, 2011). Bu durum insanları gelecek hakkında daha iyimser yapar ve kendilerinin ya da çocuklarının daha yüksek gelir gruplarında yer alacağına inanabilirler. Bu mekanizma Benabou ve Ok (2001) tarafından geliştirilen Yukarıya Doğru Hareketlilik Beklentisi (POUM) hipotezini anımsatmaktadır. Bununla birlikte, algılanan eşitsizliğin, gerçek eşitsizlikten daha baskın olan bazı psikolojik etkileri de olabilir (Choi, 2019; Evans ve Kelley, 2018.) Örneğin, algılanan eşitsizlik arttıkça, eşitsizliğe karşı tolerans azalmaktadır (García-Castro ve diğerleri, 2020).
3.2. Algılanan Hareketlilik
Algılanan hareketlilik, bir bireyin, ebeveynlerine kıyasla gelir dağılımı açısından ekonomik merdivenden yukarı veya aşağı basamaklara doğru hareket etmesine ilişkin öznel algısını ifade eder. Algılanan hareketlilikle ilgili bariz bir zorluk ise bunun ölçülmesidir. Bildiğimiz kadarıyla, algılanan veya öznel hareketliliği ölçmenin tek yolu anketlerdir. Bu durum, genellikle bireylerin ebeveynlerinin sosyal ve ekonomik geçmişleri ile kendilerinin gelir, sağlık veya eğitim gibi mevcut kazançları arasındaki ilişkiyle ölçülen nesnel kuşaklar arası hareketlilikle tezat oluşturmaktadır
(Segura, 1989). Uluslararası Sosyal Anket Programı (ISSP), bireylerin eşitsizlik algılarını ölçen çalışmalara benzer şekilde, algılanan hareketliliği değerlendirmek için önemli bir ankettir (Bar-Haim, 2018). Bu tür anketlerde, katılımcılara ebeveynlerine kıyasla gelirlerinin, mesleklerinin, sağlıklarının vb. nasıl değiştiği veya bu değişimin nasıl algılandığı sorulmaktadır. Bu ankete ek olarak, 2010 yılında Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) tarafından Avrupa’daki bireylerin algılarını değerlendirmek için Geçiş Sürecinde Yaşam Anketi (LITS) kullanılmıştır (Gugushvili, 2019). LITS benzer şekilde katılımcılara kendilerini ebeveynleriyle kıyaslayan ve genellikle Likert ölçeği kullanan sorular sormaktadır. Örneğin, “Babama kıyasla daha iyi bir hayatım var” sorusu algılanan hareketliliği ölçmeye çalışmaktadır. Dünya Değerler Anketi (WVS) algılanan hareketliliği ölçmek için kullanılan bir başka ankettir. Bu ankette katılımcılara sosyal sınıfları ve gelir dağılımındaki algılanan sıralamaları sorulmaktadır. Algılanan eşitsizlikte olduğu gibi, algılanan hareketlilik de çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Bireylerin kuşaklararası hareketliliğe ilişkin görüşlerini etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bu faktörler kişinin yaşına, deneyimlerine, eğitim düzeyine, kültürel geçmişine, gelirine ve sosyal çevresine bağlı olarak değişebilmektedir (Bavetta, Li Donni ve Marino, 2019). Ayrıca, gerçek nesiller arası hareketlilik ve gelir eşitsizliği de algılanan hareketliliğin belirleyicileri arasındadır. Peng (2021), Hong Kong Yoksulluğun Azaltılması Panel Anketi’ni (HKPSPA) kullanarak, nesnel olarak daha yüksek gelir gruplarına geçen bireylerin, gerçek finansal kısıtlamalara rağmen kendilerini daha az yoksul olarak algılama eğiliminde olduğunu göstermektedir. Tersine, daha düşük gelir katmanlarına doğru hareket edenler, nesnel olarak yoksul olmasalar bile ekonomik olarak yoksul hissetme eğilimindedirler. Bar-Haim (2021), gelir eşitsizliği ve nesiller arası öznel hareketlilik arasındaki etkileşimi incelediği çalışmasında, gelir eşitsizliğinin artan aşağı yönlü hareketlilik algısına katkıda bulunduğunu belirtmiştir. Algılanan hareketlilik, çeşitli siyasi ve ekonomik tutumlar üzerinde nesnel hareketlilikten daha etkili olabilir (Gugushvili,2016; Turner, 1992). Dahası, nesiller arası hareketlilik algıları ile nesnel hareketlilik deneyimleri arasındaki tutarsızlıklar, bireylerin kendi ekonomik ve siyasi tercihleri üzerinde de etkili olabilir. Algılanan hareketliliğin doğrudan etkilediği konulardan biri, bireylerin yeniden dağıtım tercihleri ve sosyal refah programlarına verdikleri destektir. Gugushvili (2018), özellikle alt gelir gruplarına doğru hareket ettiklerini algılayan bireylerin, yoksulları hedef alan refah girişimlerini eğitim veya sağlık hizmetleri için ayrılan ödeneklere tercih ettiklerinin altını çizmektedir. Gugushvili’nin çalışması, algılanan nesiller arası hareketlilik ile refah devleti arasındaki bağlantıyı incelerken, algılanan ve gerçekleşen nesiller arası hareketlilik arasındaki farkın altında yatan belirleyicileri araştırmayı ihmal etmektedir. Davidai ve Gilovich (2015) de yukarı doğru ekonomik hareketliliğin
aşağı doğru hareketlilikle ilgili inançlardan farklı olduğunun altını çizmektedir. Güçlü bir yukarı doğru hareketlilik algısı, bireylerin ekonomik eşitsizliğe karşı tepkilerini azaltmaktadır. Benzer şekilde, iyimser hareketlilik algılarına sahip olmak, ekonomik adaletle ilgili endişeleri, ekonomik eşitsizliği hafife almaktan daha fazla azaltmaktadır (Heiserman vd.,2020). Özetle, algılanan kuşaklararası hareketliliğe ilişkin literatür, bireylerin çeşitli sosyoekonomik boyutlara ilişkin görüşlerini şekillendirmede algıların öneminin altını çizmektedir. Kayda değer içgörüler ortaya çıkmış olsa da, algılanan kuşaklararası hareketliliğin hem belirleyicilerini hem de çeşitli sonuçlarını ele alan daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır.
4. Veri̇ler VE Tanimlayici İstati̇sti̇kler
Bu bölümde, çalışmada kullanılan veriler ve tanımlayıcı istatistikler tanıtılacaktır. Veriler, 1968 yılında başlayan ve örneklemi ABD’de 5000 ailede 18000’den fazla bireyden oluşan PSID anketinden gelmektedir. PSID anketinde istihdam, gelir, servet, sağlık, harcamalar vb. gibi birçok farklı kategoride bireysel ve aile düzeyinde veri bulunmaktadır. Bu veri setinden faydalanmak için öncelikle veri setindeki tüm çocuk-ebeveyn çiftlerini eşleştirdik. Bunu yapmak için PSID, Aile Tanımlama Haritalama Sistemi aracını (FIMS) içermektedir. FIMS, ailelerin kimlik değişkenlerini içeren özelleştirilmiş harita dosyaları oluşturmaktadır. FIMS harita dosyasını kullanarak her bir bireyi, söz konusu birey henüz çocukken (yani henüz çalışma hayatına katılmamışken) babasının/annesinin geliriyle eşleştirdik. Şekil 2 ebeveyn gelirinin histogram dağılımıdır. Zaman aralığı 1999 ile 2018 arasındadır. Ayrıca tüm gelir rakamları 2018 baz yılı alınarak değerlenmiştir. Yukarıdaki histogramda görülebileceği gibi ebeveyn geliri genel olarak 40 bin dolar civarında dalgalanmakta ve sonunda 150 bin doları aşmaktadır. Bu dağılıma göre ebeveyn geliri 15 bin doların altında olanlar yoksul, 15 bin dolar ile 55 bin dolar arasında olanlar orta sınıf, 55 bin doların üzerinde olanlar ise zengin olarak değerlendirilmiştir.
Yıldız Sos Bil Ens Der, Cilt. 7, Sayı. 2, pp. 84–98, Aralık, 2023
Şekil 3 ise çocuk gelirinin histogram dağılımıdır. Zaman aralığı 1999 ile 2018 arasındadır. Ayrıca tüm gelir rakamları 2018 yılı baz alınarak değerlenmiştir. Yukarıdaki histogramda da görebileceğiniz gibi çocuk geliri genel olarak 45 bin dolar civarında dalgalanmakta ve yine sonunda 150 bin doları aşmaktadır Gerçekte de ABD’de 2019’da ortalama yıllık ücret 41 bin dolar civarındaydı ve ortanca yıllık ücret 34 bin dolar civarındaydı. Çocuklar ve ebeveyn geliri arasındaki korelasyonu görsel olarak görmek için, bu değişkenlerin doğal logaritmaları alındıktan sonra dağılım diyagramını çiziyoruz, bu da eğimin şekildeki esnekliğe karşılık geldiğini gösteriyor Eğilim çizgisinin eğimi, herhangi bir ek kontrol değişkeni olmaksızın nesiller arası gelir esnekliğinin bir tahminidir ve yaklaşık 0.34’tür. Şekil 4’te açıkça görülmektedir ki ebeveyn maaşı arttıkça çocuk maaşı da artmaktadır. Benzer şekilde, bu değeri tam olarak 0,34 bulan çalışmalar olduğu gibi bu değere yakın bulan çalışmalar da mevcuttur. (Chetty ve diğerleri, 2014; Zimmerman, 1992; Solon, 1992). Ancak Solon, nesiller arası hareketlilik üzerine yapılan ilk çalışmaların nesiller arası gelir esnekliğinin 0,2 civarında bulduğunu belirtmektedir. Ebeveyn geliri tek bir yıl için kullanıldığından bu değerler aşağıya doğru yanlıdır. Daha sonraki çalışmalarda ebeveyn geliri çok yıllı ortalama olarak kullanılmaya başlandıkça nesiller arası gelir esnekliğinin değeri
Şekil 4. Ebeveyn yaşı ile çocuk ücreti arasındaki dağılım diyagramı.
Yıldız Sos Bil Ens Der, Cilt. 7, Sayı. 2, pp. 84–98, Aralık, 2023
0,5 civarında bulunmaya başlanmıştır (Mazumder, 2016; Mitnik vd.,2014; Chau; 2012, Jantti vd., 2006). Tablo 2, ampirik analizimizde kullandığımız bazı değişkenler için tanımlayıcı istatistikleri göstermektedir. Sağlık değişkeni ile başlarsak, bu istatistikler 1984 yılından itibaren PSID’de toplanmaktadır. Buna “Sağlık Durumu” adı verilmektedir. Katılımcılara aşağıdaki soru sorulmaktadır: “Genel olarak sağlığınızın mükemmel, çok iyi, iyi, orta veya kötü olduğunu söyleyebilir misiniz?”. Bu kategorik bir değişkendir. Aralık 1 ile 5 arasındadır ve daha yüksek sayılar daha düşük sağlık durumunu göstermektedir. Geçmişte ailesi yoksul olan bireylerin ortalama sağlık durumu 2,65 iken, bu rakam zenginler için 2,09’a düşmektedir. Yani ebeveyn geliri arttıkça ortalama sağlık durumu kötüleşiyor. Hem ebeveyn maaşı hem de çocuk maaşı gelir gruplarına göre artan bir eğilim izlemektedir. Ortalama ebeveyn maaşı yoksul aileler için 16,6 bin $, orta sınıf için 37,1 bin $ ve zenginler için 120 bin $’dır. Bireylerin ortalama maaşı ise yoksul ailelere sahip olanlarda 39,4 bin $ iken, zengin ailelere sahip olanlarda 86,5 bin $’dır. Yoksul aile geçmişine sahip bireylerin yıllık çalışma saatleri beklendiği gibi daha düşüktür. Bu rakam yılda 1500 saat civarındadır. Ancak geçmişte zengin ailelere sahip olanların yıllık ortalama çalışma saatleri 2100 saati aşmaktadır. Benzer bir eğilim tüketim değişkeninde de mevcuttur. Klasik olarak yoksullar daha az, zenginler ise daha fazla tüketmektedir. Yoksul aile geçmişine sahip bireyler yılda ortalama 32 bin harcarken, zengin aile geçmişine sahip bireyler yılda ortalama 54 bin harcamaktadır. Eğitim değişkeni de anne eğitimi, baba eğitimi ve çocuğun kendi eğitimi için benzer bir eğilim sergilemektedir. Ancak, bireylerin aldıkları ortalama eğitim yılları çok az farklılık göstermektedir. Algılanan ebeveyn ekonomik geçmişine göre de PSID’den elde edilen verilerle modelde kullanılacak değişkenler için de bir özet istatistik tablosu hazırladık (Tablo 3). Sağlık durumu değişkenini ele alacak olursak, geçmişte aile Tablo 2. Gerçek Ebeveyn Ekonomik Geçmişine göre çocuk değişkenlerinin ortalamaları Gerçek Durum
Tablo 3. Algılanan Ebeveyn Ekonomik Geçmişine göre çocuk değişkenlerinin ortalamaları Gerçek Durum
durumunu fakir olarak algılayan bireylerin ortalama sağlık durumu 2,55 iken, bu rakam aile geçmişini zengin olarak algılayan bireyler için 2,19’a düşmektedir. Hem ebeveyn maaşı hem de çocuk maaşı gelir gruplarına göre artan bir eğilim izlemektedir. Aile geçmişini yoksul olarak algılayan bireylerin ortalama ebeveyn maaşı 39,6 bin $, orta sınıf bireylerin 56,4 bin $, zengin bireylerin ise 81,5 bin $’dır. Ailesini yoksul olarak algılayan bireylerin ortalama maaşı 41,3 bin $ iken, ailesini zengin olarak algılayan bireylerin ortalama maaşı 81,5 bin $’dır. Gerçek ebeveyn ekonomik geçmişine dayalı tablonun aksine, algılanan ebeveyn geçmişine göre yıllık çalışma saatleri her 3 grupta da birbirine yakındır. Aile ekonomik geçmişini yoksul olarak algılayanların yıllık ortalama çalışma saati 1800 saatin üzerindedir. Aile geçmişimi yoksul olarak algılayan bireylerde ise bu rakam yıllık ortalama 2000 saate yaklaşmaktadır. Benzer bir eğilim tüketim değişkeninde de mevcuttur. Aile ekonomik geçmişini yoksul olarak algılayan bireyler yılda ortalama 36,5 bin harcama yaparken, aile geçmişini zengin olarak algılayan bireyler yılda ortalama 46 bin harcama yapıyor.
5. Ekonometri̇k Metodoloji̇
Amacımız, gözlemlenebilir bireysel demografik ve sosyoekonomik özelliklerin algılanan ebeveyn ekonomik geçmişini nasıl etkilediğini incelemek ve bu sonuçları algılanan nesiller arası hareketlilik tartışmalarıyla ilişkilendirmektir. PSID’nin “Siz büyürken ebeveynleriniz yoksul muydu, oldukça iyi durumda mıydı, yoksa ne durumdaydı?” sorusu bağımlı değişkenimizdir. Bu soru, algılanan ebeveyn ekonomik geçmişinin bir göstergesi olarak kullanılmaktadır. PSID bu soruya verilen yanıtları 1, 3 ve 5 olarak sıralı bir yapıda kategorize etmiştir. Bu soruya verilen 1 yanıtı bireylerin büyürken ailelerinin ekonomik durumunu “fakir”, 3 yanıtı “orta”, 5 yanıtı ise “oldukça iyi” olarak algıladıklarını göstermektedir.
Yıldız Sos Bil Ens Der, Cilt. 7, Sayı. 2, pp. 84–98, Aralık, 2023
Bu tür verilerde Sıradan En Küçük Kareler (OLS) modelini kullanmak bazı nedenlerden dolayı çok uygun değildir. Bağımsız değişkenimiz kategorik bir değişkendir. Bu durumda Sıralı Lojistik Regresyon kullanılabilir. Sıralı Lojistik Regresyon, bağımlı değişkenin-kategorinin sıralı olduğu lojistik regresyonun bir alt türüdür. Bağımlı değişkenin ikiden fazla kategoride anlamlı bir sıralamaya sahip olduğu durumlarda kullanılır. Bağımlı değişkenimiz anlamlı bir sıraya ve 3 kategoriye sahiptir. Dolayısıyla, sıralı lojistik modelini kullanabiliriz. Sıralı lojistik modellerinde gizli değişken yaklaşımı kullanılır. Bağımlı değ lojistik modellerinin temel varsayımı paralel regresyon varsayımıdır. Bu modellerde bağımlı değişken, seçeneklerin kümülatif olasılıklarına dayanır ve farklı seçenekler için regresyon fonksiyonlarının lojistik ölçeğine paralel olduğu varsayılır. Bu varsayımı test etmek için Brant (1990) tarafından önerilen Brant Testi kullanılmaktadır. Brant testi, bağımsız değişkenler ile ordinal bağımlı değişken arasındaki ilişkinin bağımlı değişkenin tüm seviyelerinde aynı olduğu varsayımını test etmek için kullanılır. Bu varsayım karşılanmazsa, sıralı lojistik modellerinin sonuçları kullanılamaz. Bu durumda alternatif modeller kullanılmalıdır. Bağımlı değişkeni sıralı yapıda olan bir modele sırasız yapıya uygun bir model uygulanırsa tahmin sonuçlarında etkinlik kaybı yaşanabilir. Ancak bağımlı değişkeni sıralı olmayan bir modele sıralı yapıdaki modeller uygulanırsa tahmin sonuçları yanlı olacaktır (Amemiya,1985). Tablo 4’te sıralı lojistik tahmini yapıldıktan sonra test uygulanmış ve sonuçlar p-değerleri şeklinde sunulmuştur. Küçük bir p-değeri (tipik olarak 0,05’ten küçük) paralellik sıfır hipotezini reddetmek için kanıt olduğunu gösterir ve bağımsız değişkenler ile bağımlı değişken arasındaki ilişkinin bağımlı değişkenin tüm seviyelerinde aynı olmadığını gösterir. Eğer durum buysa, alternatif model özelliklerini dikkate almak gerekebilir. Örneğin, genelleştirilmiş sıralı lojistik modeli, paralel regresyon varsayımları gerektirmeyen bir tür sıralı lojistik modelidir (Williams, 2006a). Bu model bağımlı değişkenin sıralı yapısını dikkate alır. Ayrıca, bu model orantılı oran varsayımını sınırlamaz (Williams, 2006b). Dolayısıyla, bu model sıralı lojistik modeline alternatif bir model olarak kullanılabilir. Sıralı lojistik modelinde bağımlı değişkenin 0,1,2,...,m değerlerini aldığını varsayalım. Sıralı lojistik modeli, bağımlı değişkenin ikiye bölünebildiği k-1 noktanın her biri Tablo 4. Paralel Regresyon Varsayımının Testi
için bir dizi katsayı ve bir sabit öngörür. Bir m alternatifli sıralı model şu şekilde tanımlanır: yi=j if aj-1<yi*≤aj Daha sonra, Pr[yi=j]=Pr[aj-1 <yi*≤aj] =Pr[aj-1<xi’ β+ui≤aj] =Pr[aj-1-xi’ β<ui≤aj-xi’ β] =F(aj-xi’ β)-F(aj-1-xi’ β) Pr[yi=j]=f(xi’ β+ui) Burada F, u’nun kümülatif dağılım fonksiyonudur. β’nın regresyon parametrelerinin işareti, yi* gizli değişkeninin regresör ile artıp artmadığını belirlediği şeklinde yorumlanır. Dolayısıyla, bu çalışmada, i=1,2,...,N her hane için bağımlı değişken j=1,3,5 için üç farklı sonuç vardır. X’in açıklayıcı değişkenlerine bağlı olarak i hanesi için j sonucunun olasılığını gösteren fonksiyon formu şöyledir: pij=Pr[yi=j]=Fj (Xi,θ) Biz de bu bilgilerin ışığında modelimizi aşağıdaki gibi kurguladık: Xi=(ebeveny maaşıi, çocuk maaşıi, çocuk sağlığıi, çocuk yaşıi, çocuk çalışma saatii, çocuk tüketimii, çocuk eğitimii, anne eğitimii, baba eğitimii, kadıni, siyahi) Bağımlı değişkenimiz olan Xi bu bölümün girişinde de belirtildiği gibi 1,3 ve 5 değerlerini almaktadır ve çocukların ebeveynlerinin geçmişteki gelirinin algısını gösteren sıralı bir yapıya sahiptir. Ebeveyn ücreti ve çocuk ücreti doğal logaritma cinsindendir. Bu bize logaritmik ölçekte büyüklüğe göre bir değer verir ve birimsiz tahmin sağlamak gibi bazı arzu edilen istatistiksel özelliklere sahiptir. Her iki değişken de 2019 ABD doları cinsinden reeldir. Çocuk sağlığı da kategorik bir değişkendir ve 1 ile 5 arasında değerler almaktadır. Sayı arttıkça sağlık durumu azalacaktır. Çocuk yaşı demografik değişkenlerden biridir. 18 ile 80 arasında değerler alır. Bu değer 18’den başlar, çünkü bireylerin genellikle para kazanmaya başladıkları yaş 18’dir. Çocuk tüketimi 6 değişkenin toplanmasıyla oluşturulur. Bunlar yıllık gıda, barınma, ulaşım, eğitim, sağlık ve çocuk bakımı harcamalarıdır. Çocuk çalışma saatleri, yıllık çalışma saatlerinin toplamıdır. Çocuk eğitimi, çocuğun tamamladığı toplam eğitim yılı sayısını temsil etmektedir. Kadın, birey kadınsa 1, değilse 0 değerini alan bir kukla değişkendir. Anne eğitimi ve baba eğitimi, anne ve babanın tamamladığı toplam eğitim yılını göstermektedir. Siyah, bireyin siyah olması durumunda değeri 1, aksi takdirde 0 olan bir kukla değişkendir. Sıralı lojistik modelindeki marjinal etkiler, bağımsız değişkendeki bir değişiklik göz önüne alındığında belirli bir sonuç kategorisinin olasılığındaki değişikliği tahmin etmek için kullanılır. Bu, bağımsız değişkenlerdeki değişikliklerin farklı sonuç kategorilerinin olasılığı üzerindeki etkisini görmenizi sağladığından, sıralı lojistik modelinin sonuçlarını yorumlamak için yararlı olabilir. Dolayısıyla biz de direkt olarak modelin marjinal etkilerinin çıktılarını yorumlayacağız.
Yıldız Sos Bil Ens Der, Cilt. 7, Sayı. 2, pp. 84–98, Aralık, 2023
Sonuçlar, diğer her şey eşit olduğunda, kadınların, siyahların, daha az eğitimli annelere, daha düşük sağlık durumuna ve daha düşük ebeveyn ücret ve servetine sahip bireylerin daha düşük düzeyde ebeveyn serveti bildirme eğiliminde olduğunu göstermektedir. Ancak, gözlemlenen işaret ve istatistiksel anlamlılığın ötesinde, bu farklılıkların büyüklüğünü ve önemini doğru bir şekilde ölçmek zor olmaya devam etmektedir. Örneğin, daha düşük ücret veya ebeveyn maaşına sahip bireyler geçmişteki ekonomik durumlarını nispeten daha kötü olarak algılayabilir, ancak zaman içinde ücretleri arttıkça geçmişteki ekonomik durumlarını nispeten daha iyi olarak hatırlayabilirler. Başka bir deyişle, bir bireyin maaşı ilerleyen yıllarda arttıkça, daha yüksek bir kategori ile yanıt verme olasılığında önemli bir artış olmakta, bu da geçmişteki aile ekonomik durumlarını ‘kötü’ yerine ‘iyi’ olarak tanımlama tercihine işaret etmektedir. Tersine, bireyler sağlık durumlarında iyileşmeler yaşadıkça ve anne eğitim seviyeleri arttıkça, ailelerinin ekonomik durumlarını daha iyi hatırlamaktadırlar. Ancak, kadın veya siyah olmak, diğer değişkenlerin etkilerinden farklı olarak, ailenin geçmişteki ekonomik durumuna ilişkin algılar üzerinde olumsuz bir etkiye sahiptir. Kadın veya siyah bireyler, erkek veya beyaz meslektaşlarına kıyasla ailelerinin geçmişteki ekonomik durumunu daha kötü olarak algılama eğilimindedir.
6. Tartişma
Şimdiye kadar algılanan ebeveyn geçmişinin belirli sosyoekonomik ve demografik değişkenlerden nasıl etkilendiğine odaklandık. Bu bölümde, bu sonuçları tartışacak ve çıkarımlarına değineceğiz. Bulgularımıza göre, i) mevcut çocuk ücreti, ii) yaş ve iii) cinsiyet algılanan ebeveyn geçmişini önemli ölçüde etkilemektedir. Özellikle, anali-
zimiz yaşlı ve yoksul bir erkek olmanın ebeveyn geçmişini yanlış algılama olasılığını önemli ölçüde artırdığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, Gimpelson ve Treisman (2018) ile uyumlu olarak, bu yanlış algılamanın sistematik olduğunu ve genellikle ailelerini orta gelirli bir statüye sahipmiş gibi algılamalarına neden olduğunu buluyoruz (Tablo 5). Bu bireyler gerçekten de orta gelirli hanelerde yetişmiş olsalardı, bu durum kuşaklar arası gelir esnekliğinin daha düşük olmasıyla sonuçlanacak ve dolayısıyla daha yüksek bir fırsat eşitliği derecesine işaret edecekti (Engelhardt ve Wagener, 2014). Dolayısıyla, bu bulguyu yoksul erkekler arasında nesiller arası hareketliliğe ilişkin iyimser bir yanlış algı olarak yorumluyoruz. Ancak ampirik literatür, iyimser hareketlilik algılarının yeniden dağıtımcı politikalara daha zayıf destek verilmesine neden olduğunu vurgulamaktadır (bkz. Alesina, Stantcheva ve Teso, 2017; Bublitz 2022;Alesina, 2005). Sonuç olarak bulgularımız, yoksul erkeklerin nesiller arası adalet ve eşitlik konusundaki daha iyimser görüşleri nedeniyle, standart teorik siyasi tercih modellerine kıyasla yeniden dağıtımcı politikaları destekleme olasılıklarının daha düşük olacağını öngörmektedir. Gerçekten de ampirik literatür genel olarak bu öngörüyü desteklemektedir. Örneğin, yoksulların neden güçlü yeniden dağıtımcı politikalar öneren siyasi partilere oy verme eğiliminde olmadıklarına dair geniş bir literatür bulunmaktadır. (bkz; Roy ve Hager, 2021; Benabou ve Ok, 2001; Cruces,Perez-Truglia ve Tetaz, 2013; Holland, A. C, 2018; Karadja, Mollerstrom ve David Seim, 2017; Corneo ve Gruner, 2000). Ayrıca, diğer faktörler kontrol edildiğinde, bireylerin kendi yaşları arttıkça ebeveynlerinin ekonomik statüsünü orta sınıf olarak değerlendirmelerinin daha olası olduğunu buluyoruz. Aynı zamanda, bireyler yaşlandıkça, aile geçmişlerine ilişkin algıları gerçeklerden önemli ölçüde
sapmaktadır. Dolayısıyla, yaşlı bireylerin nesiller arası hareketliliği abartabileceğini ve ekonomik olarak dezavantajlı bireylere benzer şekilde daha yüksek düzeyde bir fırsat eşitliği algılayabileceğini öngörüyoruz. Sonuç olarak bu öngörü, “kuşak çatışması” olarak adlandırılan X kuşağı ile Z kuşağı arasındaki yeniden dağıtımcı politikalara destek farkını açıklamaya yardımcı olmaktadır. Sonuçlarımıza göre, X kuşağı aşırı hareketlilik ve fırsat eşitliğine olan inançları nedeniyle bu tür politikaları daha az destekleyecektir. Buna karşılık, kuşaklar arası hareketlilik konusunda daha doğru bir algıya sahip olan Z kuşağı, fırsat eşitliği inancını paylaşmayacak ve dolayısıyla yeniden dağıtımcı politikalara daha fazla destek verecektir. Yeniden dağıtımcı politikalara daha düşük düzeyde destek de yaşın etkisi de literatürde vurgulanmıştır. (Pfeifer, 2009; Van Oorschot ve Meuleman, 2012; Wong, Wan ve Law, 2009). Gugushvili (2018) de yaşın, özellikle eğitim için ekstra yeniden dağıtımcı harcama tercihleri ile negatif bağlantısı olduğunu, ancak etkinin eğrisel olduğunu bulmuştur. Buna karşılık, yüksek gelirli genç kadınlar ebeveynlerinin geçmişlerini daha doğru hatırlama eğilimi göstermektedir. Bu düşük yanlış algılama seviyesi, diğer sanayileşmiş ekonomilere kıyasla Amerika Birleşik Devletleri’nde gözlemlenen nispeten daha düşük fırsat eşitliği ve nesiller arası hareketlilik seviyeleri ile uyumludur. Bu bulgu, ekonomik açıdan dezavantajlı erkeklerin aksine, varlıklı kadınların nesiller arası hareketliliğe ilişkin daha doğru algılara sahip olabileceğini düşündürmektedir. Bu bulgular, yüksek gelirli genç kadınların neden sol eğilimli ideolojilere daha fazla yöneldiklerine ve yeniden dağıtımcı politikaları savunduklarına ışık tutmaktadır. Dolayısıyla, literatürdeki birçok çalışmanın da işaret ettiği gibi, kadınlar ısrarla daha eşitlikçi bir yeniden dağıtımı tercih etmektedir (Alesina ve Giuliano, 2011; Ranehill ve Weber, 2022; Buser, Putterman ve van der Weele, 2016). Benzer şekilde, anne eğitimi yüksek olan bireyler arasında da benzer bir eğilim gözlemledik. Bu sonuç, anne eğitimi yüksek olan bireylerin eşitlikçi yeniden dağıtımcı politikaları destekleme olasılığının daha yüksek olduğuna dair literatürdeki bulgularla da uyumludur. (Keely, L. C. ve Tan, C. M., 2008; Mustofa, Sugiyanto ve Susamto, 2023; Lee, J., 2023). Şaşırtıcı bir şekilde, algılanan aile ekonomik geçmişi ile babanın eğitimi arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Literatürde babanın eğitiminin yeniden dağıtım tercihleri üzerinde etkisi olmadığını ya da sınırlı olduğunu iddia eden çalışmalar bulunmaktadır. (Kuziemko vd., 2015; Evans ve Kelley, 2018; Duman, 2019). Ancak literatür, baba eğitiminin bireylerin yeniden dağıtım tercihleri üzerindeki etkisi konusunda hemfikir değildir. Örneğin, siyasi eğilimler açısından, yeniden dağıtıma yönelik bireysel tercihler baba eğitimi ile negatif ilişkilidir (Hayo ve Neumeier, 2012); Alesina ve Giuliano, 2011). Ücret, yaş ve cinsiyete ek olarak, sonuçlarımız ayrıca ırksal ve etnik kimliklerin algılanan aile geçmişiyle bağlantılı olduğunu göstermektedir. Özellikle, siyahi bir birey
Yıldız Sos Bil Ens Der, Cilt. 7, Sayı. 2, pp. 84–98, Aralık, 2023
olmanın kişinin aile maddi geçmişini orta sınıf olarak algılama olasılığını artırdığını ve bunun da kişinin aile geçmişini yanlış algılama olasılığını artırdığını bulduk. Dolayısıyla, siyah bireylerin nesiller arası hareketliliği daha yüksek düzeyde algılamaları daha olasıdır. Bu sonuç, siyahların yeniden dağıtımcı politikaları daha az destekleyeceklerini öngörmektedir. Bununla birlikte, literatürde net bir fikir birliği bulunmamaktadır. İlk olarak, siyah bireylerin yeniden dağıtımcı politikalara desteğinin düşük olduğunu iddia eden bir literatür bulunmaktadır (Harell vd., 2016; Roch ve Edwards, 2016). Öte yandan, siyahların yeniden dağıtımcı politikalara desteğinin gelirleriyle ilişkili olduğunu iddia eden çalışmalar da bulunmaktadır. (Beckman ve Zheng, 2009). Yaptıkları ampirik analize göre, siyahlar gelirleri ortalamanın çok üzerine çıkana kadar yeniden dağıtımı desteklemektedir, ancak daha da ilginci, siyahlar zenginleştikçe yeniden dağıtıma olan destek özellikle hızlı bir şekilde düşmektedir. Bununla birlikte, siyah bireylerin yeniden dağıtımcı politikaları desteklediğini ortaya koyan çalışmalar da mevcuttur. (Alesina ve La Ferrara, 2005; Nteta vd., 2016). Özetle, çalışmamız mevcut çocuk ücreti, yaş ve cinsiyet gibi faktörlerin algılanan ebeveyn geçmişi üzerindeki önemli etkisinin altını çizmektedir. İlk olarak, bu çalışma yoksul yaşlı erkeklerin ebeveynlerinin sosyoekonomik durumlarını yanlış algılamalarının sağcı ideolojilere daha fazla destek vermelerine katkıda bulunduğunu göstermektedir. Daha sonra, yüksek gelirli genç kadınlar arasında ebeveyn geçmişinin daha doğru hatırlanması, sol eğilimli perspektiflere yönelmelerini ve yeniden dağıtımcı önlemlere destek vermelerini açıklamaktadır. Bu bulgular demografik özellikler, nesiller arası adalet algısı ve siyasi eğilimler arasındaki etkileşime ilişkin değerli katkılar sunmaktadır.
7. Sonuç
Bu çalışma, algılanan ebeveyn ekonomik geçmişi ile kuşaklar arası hareketlilik arasındaki karmaşık ilişkiyi araştırmaktadır. Gerçek ve algılanan ebeveyn geçmişi seviyeleri arasında önemli bir tutarsızlık bulduk. Yoksul bireyler adil fırsat eşitliği ve nesiller arası hareketlilik konusunda daha iyimser olma eğilimindedir; bu da sol politikalara daha az destek vermelerini açıklayabilir. Ayrıca, yaşlı bireyler hareketlilik ve eşitlik konusunda daha iyimser görüşlere sahip olma eğilimindedir. Özetlemek gerekirse, yoksul yaşlı erkek bireylerin aile geçmişlerini orta halli olarak algılamaları daha olasıdır ve bu bireyler aile geçmişlerini gerçekte olduğundan çarpıtılmış bir şekilde algılamaktadır. Cinsiyet ve anne eğitimi algıların şekillenmesinde önemli bir rol oynamaktadır; anne eğitimi yüksek olan kadınlar ve bireyler aile maddi geçmişleri hakkında daha doğru görüşler sergilemektedir. Bu durum, yüksek eğitimli genç kadınların neden sol eğilimli politikalara yöneldiğini ve yeniden dağıtımcı programları desteklediğini açıklamaktadır.
Yıldız Sos Bil Ens Der, Cilt. 7, Sayı. 2, pp. 84–98, Aralık, 2023
Irksal ve etnik kimlikler de algıları etkilemektedir; Siyah bireyler, ırksal ve sosyal eşitsizliklerin etkisini yansıtacak şekilde, geçmişteki ailelerinin ekonomik durumunu orta sınıf olarak algılama eğilimindedir. Bu yanlış algı, onların daha yüksek düzeyde hareketlilik algılamalarına ve yoksul yaşlı erkekler gibi yeniden dağıtımcı politikalardan kaçınmalarına yol açmaktadır. Bu bulgular, nesiller arası hareketlilik ve fırsat eşitliği incelenirken ebeveyn ekonomik geçmişine ilişkin algıların dikkate alınmasının önemini vurgulamaktadır. Bu algıları şekillendiren faktörlerin anlaşılması, politika kararlarını etkiyebilir ve yeniden dağıtımcı politikalara yönelik toplumsal tutumları da şekillendirebilir. Gelir eşitsizliğini ele alma ve fırsat eşitliğini teşvik etme çabaları, yalnızca nesnel hareketlilik ölçütlerini değil, aynı zamanda bireylerin öznel algılarını ve inançlarını da dikkate almalıdır. Politika yapıcılar, gerçek ve algılanan hareketlilik arasındaki uçurumu kapatarak daha adil bir toplum yaratmaya çalışabilirler. Etik: Bu makalenin yayınlanmasıyla ilgili herhangi bir etik sorun bulunmamaktadır. Hakem Değerlendirmesi: Dış bağımsız. Yazarlık Katkıları: Fikir: Ö.T., B.Ü.; Tasarım: Ö.T., B.Ü.; Denetleme: Ö.T., B.Ü.; Kaynaklar – Ö.T.; Veri Toplanması ve/veya İşlemesi: Ö.T.; Analiz ve/veya yorumlama: Ö.T., B.Ü.; Literatür Taraması: Ö.T.; Yazıyı Yazan: Ö.T., B.Ü.; Eleştirel İnceleme: B.Ü. Çıkar Çatışması: Yazar, bu makalenin araştırılması, yazarlığı ve/veya yayınlanması ile ilgili olarak herhangi bir potansiyel çıkar çatışması beyan etmemiştir. Finansal Destek: Yazarlar bu çalışma için finansal destek almadıklarını beyan etmişlerdir. Ethics: There are no ethical issues with the publication of this manuscript. Peer-review: Externally peer-reviewed. Author Contributions: Concept – Ö.T., B.Ü.; Design – Ö.T., B.Ü.; Supervision – Ö.T., B.Ü.; Resources – Ö.T.; Data Collection and/or Processing – Ö.T.; Analysis and/or Interpretation – Ö.T., B.Ü.; Literature Search – Ö.T.; Writing Manuscript – Ö.T., B.Ü.; Critical Review – B.Ü. Conflict of Interest: The author declared no potential conflicts of interest with respect to the research, authorship, and/or publication of this article. Financial Disclosure: The authors declared that this study has received no financial support.
Share and Cite
TEKE, Ö.; ÜNVEREN, B. Perceived parental economic background and generational mobility. Yildiz Social Sciences Institute Journal 2023, Vol. 7, pp. 84-98. https://doi.org/10.14744/ysbed.2023.00034

